
Sosyolojik değişimler, kentleşme sorunları ve yasa dışı maddeye erişim yollarının çeşitlenmesi, toplumda uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma fiilini oldukça yaygınlaştırmıştır. Ancak bu durum, sadece bireysel bir sağlık veya asayiş sorunu olmanın ötesine geçerek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında ciddi cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu yazımızda, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması eylemleri Yargıtay içtihatları perspektifinde hukuki olarak incelenecektir.
Sosyolojik değişimler, kentleşme sorunları ve yasa dışı maddeye erişim yollarının çeşitlenmesi, toplumda uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma fiilini oldukça yaygınlaştırmıştır. Ancak bu durum, sadece bireysel bir sağlık veya asayiş sorunu olmanın ötesine geçerek, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında ciddi cezai yaptırımlara bağlanmıştır. Bu yazımızda, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması eylemleri Yargıtay içtihatları perspektifinde hukuki olarak incelenecektir.
Suçun Kapsamı ve Cezası
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak” suçu, bireylerin sağlığını ve genel kamu sağlığını korumayı amaçlayan bir tehlike suçudur. 6545 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklikler neticesinde, bu suçu işleyen kişiler hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Ancak kanun koyucu, uyuşturucu madde kullanan bireyleri doğrudan ceza infaz kurumlarına göndermek yerine, onları rehabilite etmeyi önceleyen özel bir infaz ve denetim mekanizması ihdas etmiştir.
Uyuşturucu Ticareti Suçundan Farkı
Uygulamada en sık karşılaşılan hukuki ihtilaf, failin eyleminin TCK m. 191 (kullanma) kapsamında mı yoksa çok daha ağır cezalar öngören TCK m. 188 (uyuşturucu madde ticareti) kapsamında mı değerlendirileceğidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, failin kastının ticaret mi yoksa kişisel kullanım mı olduğunun belirlenmesinde şu temel kriterler dikkate alınır:
- Miktar: Ele geçirilen maddenin, failin fiziksel yapısı ve alışkanlıkları gözetildiğinde kişisel kullanım sınırlarını aşacak boyutta (yıllık tüketim miktarının üzerinde) olması ticaret kastına karinedir.
- Bulundurma Şekli: Maddenin çok sayıda küçük paketçikler (fişekler) halinde, satışa hazır bir standardizasyonla bulundurulması.
- Materyaller: Failin üzerinde veya ikametinde uyuşturucu maddeyle birlikte hassas terazi, boş paketleme poşetleri gibi materyallerin ele geçirilmesi.
- Mekân ve Hareket: Maddenin zulalanmış olması veya failin maddeyi başkasına devretme/satma yönünde somut bir hareketinin bulunması.
Ancak ceza muhakemesinin temel prensibi olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince, failin uyuşturucu maddeyi satma veya devretme kastıyla hareket ettiğine dair kesin, inandırıcı ve somut delil bulunmayan hallerde, eylemin TCK m. 191 kapsamında “kullanmak için bulundurma” olarak kabul edilmesi hukuki bir zorunluluktur.
Kamu Davasının Soruşturma Aşamasında Ertelenmesi
TCK m. 191/2 uyarınca, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma veya kullanma suçundan dolayı başlatılan soruşturmalarda, Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli hakkında zorunlu olarak “beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine” (KDAE) karar verilir. Bu karar, şüpheliye ceza adalet sistemi tarafından sunulan bir “ikinci şans” niteliğindedir. Erteleme kararı verilebilmesi için, şüphelinin bu suçu ilk kez işlemiş olması veya daha önce verilmiş bir ihlal kararının bulunmaması gerekir.
Kamu Davasının Kovuşturma Aşamasında Ertelenmesi
Uyuşturucu suçlarında erteleme kurumu sadece soruşturma aşamasıyla sınırlı değildir. TCK m. 191/8 hükmü uyarınca; şüpheli hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlamasıyla dava açılmış olsa dahi, mahkemece yapılan yargılama sonucunda eylemin aslında “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturduğu kanaatine varılırsa, mahkeme doğrudan mahkûmiyet kararı veremez. Bu durumda mahkeme, suçun vasfının TCK 191’e dönüştüğünü tespit ederek sanık hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar vermektedir.
Denetimli Serbestlik ve HAGB Kararı
TCK m. 191/9 hükmü, bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hallerde CMK m. 231’de düzenlenen Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurallarının uygulanacağını belirtir. Ancak Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, TCK 191 kapsamında verilen HAGB kararları, genel HAGB kurumundan farklı ve sanık lehine özel bir yapıya sahiptir. Uyuşturucu kullanma suçunda, sanığın daha önceden sabıkalı olması veya CMK 231’deki genel şartların (zarar giderme vb.) varlığı aranmaksızın, yasa gereği zorunlu olarak HAGB kararı verilir.[5] Bu karar ile birlikte sanık, asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulur.
Denetimli Serbestliğin İhlali
TCK m. 191/4 uyarınca, kişinin erteleme veya HAGB süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta “ısrar etmesi” halinde karar kaldırılarak dava açılır veya hüküm açıklanır. Yargıtay içtihatlarına göre:
- Israr Şartı: Yükümlülüklerin bir kez ihlal edilmesi (örneğin ilk tebligata uyulmaması) tek başına “ısrar” sayılmaz. Israrın gerçekleşmesi için, şüphelinin uyarıya rağmen yükümlülüklerini ikinci kez ihlal etmesi şarttır.[1][3]
- Tekrar Kullanma: Erteleme süresi içinde kişinin tekrar uyuşturucu madde kullanması veya bulundurması doğrudan ihlal nedenidir. Bu ikinci eylem için yeni bir soruşturma/dava açılamaz; açılmışsa CMK m. 223/8 uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi zorunludur.[2]
- Farklı Suç İşleme: Denetim süresi içerisinde uyuşturucu kullanma dışında farklı bir kasıtlı suç (örneğin hırsızlık, yaralama) işlenmesi, TCK m. 191 kapsamındaki denetimli serbestlik sürecini ihlal etmez ve bozmaz.[4]
Tedavi Süreci
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi veya HAGB kararı ile birlikte, Cumhuriyet savcısı veya mahkeme, şüphelinin durumunu değerlendirerek denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulmasına da karar verebilir (TCK m. 191/3). Süreç, Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşları (AMATEM vb.) koordinasyonunda yürütülür. Şüpheli, belirlenen periyotlarda idrar tahlili vermek, bireysel görüşmelere ve seminerlere katılmak zorundadır. Şüpheli, beş yıllık erteleme/denetim süresi zarfında tedavi programına ve denetimli serbestlik yükümlülüklerine uygun davranır ve tekrar uyuşturucu madde kullanmazsa, süreç başarıyla tamamlanmış sayılır. Bu durumda, soruşturma aşamasındaysa “kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik)”, kovuşturma aşamasındaysa “davanın düşmesine” karar verilerek bireyin adli sicili bu suçtan arındırılmış olur.
Sonuç
TCK m. 191 kapsamında düzenlenen uyuşturucu madde kullanma suçu, salt bir ceza yargılaması olmaktan ziyade, idari ve tıbbi süreçlerin iç içe geçtiği kompleks bir yapı arz etmektedir. Özellikle “ısrar” şartının oluşup oluşmadığı, tebligatların usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve erteleme süresi içindeki eylemlerin hukuki nitelendirmesi, yargılamanın seyrini doğrudan değiştirmektedir. Bu süreçte yapılacak usuli bir hata, bireyin hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile karşı karşıya kalmasına neden olabileceğinden, sürecin en başından itibaren alanında uzman bir ceza müdafi ile takip edilmesi hak kayıplarının önüne geçilmesi adına büyük önem taşımaktadır.
Kaynakça ve Dipnotlar
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2016/2113, K. 2018/9799. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2016/1546, K. 2019/5149. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2016/1981, K. 2017/3304. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2015/3801, K. 2019/551. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2015/4630, K. 2019/123. ↩
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2015/4602, K. 2018/8775. ↩