Bir Lansman Değil, Bir Geçiş: Hammurabi Kapalı Beta Üzerine

hammurabi
Bir Lansman Değil, Bir Geçiş: Hammurabi Kapalı Beta Üzerine

Bir Lansman Değil, Bir Geçiş

Teknoloji dünyasının alışılagelmiş ritminde bir ürünün kapalı beta aşamasına geçmesi, genellikle son kullanıcıyla buluşmadan önceki o heyecanlı ama sabırsız bekleme odası olarak görülür. Bu evre çoğu zaman teknik hataların ayıklandığı, arayüzün parlatıldığı ve nihai bir pazarlama stratejisinin ön provasının yapıldığı bir "eksik versiyon" sunumudur. Ancak hukukun doğası, bu genelgeçer teknolojik döngünün esnetilmesini, hatta yer yer reddedilmesini gerektirir. Çünkü hukuk, hata payının sadece bir yazılım kusuru değil, bir hak kaybı ihtimali olduğu bir zeminde icra edilir.

Hammurabi için bu süreci bir "ürün lansmanı" olarak tanımlamamak, sadece bir kelime tercihi değil, temel bir yaklaşım farkıdır. Hukuk teknolojilerinde kontrolsüz bir hız ve erkenci bir şeffaflık, beraberinde ciddi riskleri de getirir. Yapay zekâ sistemlerinin hukuk dilinin o kendine has derinliğine ve bağlamsal ağırlığına nasıl uyum sağladığını görmeden geniş kitlelere açılmak, mesleki titizlikle bağdaşmayan bir tutumdur. Bu nedenle, kapalı beta bizim için bir kapının aralanması değil, bir yöntemin hukukçunun zihin yapısıyla nasıl bir diyalog kuracağının dikkatli bir şekilde gözlemlenmesidir.

Bu süreçte asıl odağımız, bir yazılımın neler yapabildiğini sergilemekten ziyade, yapay zekânın hukuki muhakeme süreçlerine dahil olurken sergilediği davranış biçimlerini sınamaktır. Hukukçuya yukarıdan bakan veya onun yerine kararlar veren bir araç yerine, mesleğin etik ve usuli sınırlarına saygı duyan bir yapının nasıl inşa edilebileceği sorusuna yanıt arıyoruz. Dolayısıyla bu kapalı beta dönemi, Hammurabi’nin bir son kullanıcı ürünü olarak rafa çıkışı değil; teknolojinin hukuk pratiğiyle olan o nazik ve sorumluluk isteyen temasının ilk ciddi deneyi, bir "geçiş" evresidir.

Buradaki sessizlik ve kontrollü ilerleyiş bir gizem yaratma çabası değil, bir duruştur. Bu duruş; hukuk gibi köklü ve ağırbaşlı bir disiplinin, teknolojinin hızına kurban edilmemesi gerektiğine dair bir inancın sonucudur. Hammurabi, kapalı beta ile bir ürünü göstermeyi değil, o ürünün temelini oluşturan metodolojiyi gerçek hayatın karmaşıklığı içinde doğrulamayı hedeflemektedir.

Neden Kapalı Beta?

Hukuk teknolojilerini klasik yazılım dünyasının "hızlı hareket et ve bir şeyleri boz" felsefesiyle ele almak, sadece teknik bir hata değil, aynı zamanda mesleki bir yanılgıdır. Standart bir yazılımın kapalı beta süreci genellikle sistemin yük kaldırma kapasitesini veya arayüzdeki tıklama akışlarını ölçmeyi hedefler. Ancak söz konusu hukuk olduğunda, test edilmesi gereken asıl unsur kodun stabilitesinden ziyade, üretilen bilginin doğruluğu ve bu bilginin hukukçunun karar verme mekanizmasındaki ağırlığıdır.

Birçok teknolojik araç, "herkese aynı deneyimi" sunma vaadiyle yola çıkar. Oysa hukukta deneyim, davanın türünden müvekkilin hassasiyetine, hatta yargılamanın o anki safhasına göre derin bir öznellik barındırır. Her hukukçuya aynı standart çıktı paketini sunmak, mesleğin incelikli dokusunu görmezden gelmektir. Kapalı beta tercihimiz, bu öznelliği bir laboratuvar sterilliğinde değil, hukukun kendi doğal ekosistemi içinde anlama çabasından doğuyor.

Hukuk teknolojisi, yapay dosyalar veya kurgusal senaryolar üzerinden olgunlaşamaz. Bir algoritmanın sunduğu verinin değeri; ancak gerçek bir dosyanın karmaşıklığı, yaklaşan bir duruşmanın baskısı ve bir avukatın omuzlarındaki o somut sorumluluk hissiyle temas ettiğinde ölçülebilir. Laboratuvar ortamında hatasız görünen bir mantık silsilesi, adliye koridorlarındaki veya müzakere masalarındaki gerçekliğe çarptığında yetersiz kalabilir. Bu yüzden kapalı beta, bizim için bir yazılım testinden ziyade, yapay zekânın bu yüksek sorumluluk ortamında nasıl bir "eşlikçi" haline gelebileceğini görme alanıdır.

Dolayısıyla bu süreci kontrollü tutmak, bir dışlama tercihi değil, profesyonel bir titizliğin sonucudur. Hukuk teknolojilerinin sadece yazılımcıların elinde değil, bizzat o sorumluluk ateşinin içindeki hukukçuların geri bildirimleriyle şekillenmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki hukuk teknolojisi, masa başında hayal edilen teorilerle değil; ancak kontrollü, sınırlı ve gerçek bir pratik içinde, sorumluluk bilinciyle harmanlanarak olgunlaşabilir.

Hammurabi Ne Tür Bir Sorunu Çözmeye Çalışıyor?

Hukuk teknolojileri üzerine yapılan tartışmaların büyük bir kısmı genellikle "hız" kavramı etrafında düğümleniyor. Yapay zekânın yüzlerce sayfayı saniyeler içinde tarayabilmesi kuşkusuz etkileyici bir kapasite, ancak asıl mesele bilginin ne kadar hızlı geri çağrıldığı değil, o bilginin hukukçunun zihninde nasıl bir karşılık bulduğudur. Bugün hukuk dünyasının teknolojiyle imtihanı bir sürat problemi değil; bir güven, anlam ve muhakeme problemidir. Hammurabi’nin odağındaki temel mesele, bilginin miktarını artırmak değil, o bilginin işlenme niteliğini derinleştirmektir.

Yapay zekâ sistemlerinin "cevap üreten" mekanizmalar olarak kurgulanması, hukuk gibi her kelimenin ağırlığının olduğu bir disiplinde yanıltıcı bir konfor alanı yaratabilir. Bir algoritmanın sunduğu nihai metin, çoğu zaman hukukçuyu araştırmanın zenginliğinden koparıp hazır bir sonuca mahkûm etme riski taşır. Oysa gerçek hukuki üretim, sadece bir sonuca ulaşmak değil; o sonuca giden yoldaki tüm çelişkileri, istisnaları ve yorum farklarını sindirmektir. Hammurabi, bu noktada araştırmayı hukukçunun elinden alan değil, aksine araştırmanın katmanlarını daha görünür kılarak düşünme sürecini destekleyen bir yapı kurmayı amaçlıyor.

Bu yaklaşımın temelinde kritik bir ayrım yatar: Çıktı, karar değildir. Yapay zekâ ne kadar gelişmiş olursa olsun, ürettiği her veri ancak bir "çıktı" niteliğindedir. Bu çıktıyı bir "karara", yani hukuki bir iradeye dönüştürecek olan yegâne unsur, hukukçunun muhakeme yeteneğidir. Hammurabi, hukukçunun yerine karar veren bir mekanizma olmak yerine; hukukçunun kararına dayanak teşkil eden verileri, argümanları ve hukuki mantık silsilesini berraklaştıran bir düşünce ortağı olmayı hedefler.

Çözmeye çalıştığımız sorun, teknolojinin hukukçunun zihinsel emeğinin önüne geçmesi değil; bu emeğin en verimli şekilde, en doğru zemin üzerinde yükselmesini sağlamaktır. Çünkü biliyoruz ki, hukuki muhakeme sadece verilerin bir araya getirilmesi değil, o verilerin adalet duygusu ve hukuk tekniğiyle yorumlanması sanatıdır. Hammurabi, bu sanatın icra edildiği alanı daraltmak değil, aksine o alanı daha sağlam veriler ve daha net bir görüyle genişletmek için oradadır.

Kapalı Beta Sürecinde Ne Test Ediliyor?

Bir yazılımın kapalı beta aşamasında genellikle "sistem çalışıyor mu?" sorusuna yanıt aranır. Ancak Hammurabi’nin bu evresinde bizim asıl merak ettiğimiz, sistemin teknik kapasitesinden ziyade, hukukçunun bu sistemle kurduğu entelektüel temasın biçimidir. Burada test edilen şey, yeni bir düğme veya bir arayüz bileşeni değil; hukukçunun yapay zekâ ile yan yana çalışırken sergilediği kullanım davranışlarıdır.

Bu süreçte odağımızda üç temel gözlem alanı bulunuyor: Hukukçunun sistemi nerede sorguladığı, nerede ona olması gerekenden fazla güvendiği ve hangi noktalarda bilişsel bir dirençle veya zorlanmayla karşılaştığı. Bir hukukçunun, yapay zekâ tarafından sunulan bir argümanı hangi aşamada durup doğrulamaya ihtiyaç duyduğunu anlamak, sistemin güvenilirliğini inşa etmek için teknik verilerden çok daha kıymetlidir. Öte yandan, karmaşık bir hukuki meselede sistemin sunduğu çıktıya duyulan "aşırı güven", teknolojinin tasarımında hangi uyarı mekanizmalarına ihtiyaç duyduğumuzu bize fısıldar.

Bu nedenle kapalı beta, bizim için bir "yöntem testi" anlamı taşıyor. Hukukçunun çalışma alışkanlıklarının, yerleşik pratiklerinin ve muhakeme biçiminin yapay zekâ ile girdiği bu etkileşim, sistemin gelecekteki karakterini belirleyecektir. Zorlanılan noktalar, aslında hukuki mantık ile yazılım mantığının henüz tam olarak örtüşmediği, üzerinde daha hassas düşünülmesi gereken gri alanlardır.

Neticede asıl mesele, sistemin kendi başına neler yapabildiği değil; hukukçunun o sistemi kendi zihinsel süreçlerine nasıl eklemlediğidir. Hammurabi’nin olgunlaşması, sadece kodların iyileştirilmesiyle değil, bu kontrollü pratik sırasında hukukçunun refleksiyle sistemin yanıtı arasındaki o görünmez bağın doğru kurulmasıyla mümkün olacaktır.

Kimler İçin Kapalı Beta?

Hammurabi’nin bu aşaması, doğal olarak herkes için uygun bir zemin sunmuyor. Teknolojiye bakışı "tek tuşla kusursuz sonuç" almak üzerine kurulu bir beklenti, hukukun gri alanları ve yapay zekânın bugünkü doğasıyla çelişir. Bu nedenle kapalı beta süreci, yapay zekâyı bir kopyala-yapıştır kolaylaştırıcısı veya bir metin fabrikası olarak görenlerden ziyade; onu zihinsel bir partner, bir "akıl süzgeci" olarak konumlandırmaya istekli olanlar için kurgulandı.

Bu sürecin ideal katılımcısı, önüne gelen teknolojik çıktıyı mutlak bir doğru olarak kabul etmeyen, aksine o çıktıyı mesleki şüphecilikle sorgulayan hukukçudur. Hukuk, doğası gereği eleştirel bir süzgeç gerektirir; bu süzgeci devre dışı bırakıp tüm sorumluluğu bir algoritmaya devretmek, mesleki özden feragat etmek anlamına gelir. Bizimle bu yola çıkan erken dönem kullanıcılarından beklentimiz, sistemin sunduğu veriyi kendi bilgi birikimleriyle tartmaları, nerede isabet ettiğini gördükleri kadar nerede yanıldığını da tespit etmeye vakit ayırmalarıdır.

Burada gereken zihinsel duruş, bir "bitmiş ürün" tüketicisi olmak değil, bir "yöntem inşacısı" olmaktır. Hukuk teknolojilerinin geleceği, sadece mühendislerin kodlarıyla değil, bu teknolojiyi masasında, dosyasında ve muhakeme sürecinde test eden hukukçuların titizliğiyle şekillenecek. Dolayısıyla bu kapalı beta, teknolojinin hızıyla hukukun ağırlığını bir potada eritmeye çalışan; hata yapma riskini bir öğrenme fırsatı, sorgulamayı ise bir geliştirme aracı olarak gören bir anlayışın birlikteliğidir.

Neticede bu süreç, yapay zekânın hukukçunun işini elinden alıp almayacağı gibi sığ tartışmaların ötesine geçebilen; "Yapay zekâ, hukukçunun yetkinliğini nasıl daha yukarıya taşıyabilir?" sorusuna bizimle birlikte yanıt arayacak sabra ve vizyona sahip olanlar içindir.

Kapalı Beta’da Neler Beklenmemeli?

Hukuk teknolojilerine dair oluşan en büyük yanılgılardan biri, yazılımın karmaşık meseleleri tek bir komutla ve hatasız bir şekilde çözümleyebileceği beklentisidir. Kapalı beta sürecine girerken, bu teknolojik iyimserliğin sınırlarını net bir şekilde çizmek gerekir. Her şeyden önce, bu süreçten bir kusursuzluk vaadi beklenmemelidir. Yapay zekâ, doğası gereği bir olasılık ve veri işleme modelidir; dolayısıyla hukukun o çok katmanlı, yer yer çelişkili ve sürekli değişen içtihat dünyasında "nihai ve hatasız doğruyu" sunmak gibi bir iddiası yoktur.

Aynı şekilde, Hammurabi’nin bu evresi, hukukçunun mesai harcamadan, sadece bir düğmeye basarak karmaşık hukuki problemlerini ortadan kaldıracağı bir sihirli değnek değildir. Tek tuşla ulaşılan sonuçlar, çoğu zaman hukuki derinlikten yoksun kalma riskini barındırır. Biz, hukukçunun araştırma ve muhakeme yükünü hafifletmeyi hedeflerken, bu sürecin fikri emeği tamamen devralmasını bir çözüm olarak görmüyoruz. Dolayısıyla, sistemin her sorunu saniyeler içinde çözüme kavuşturacağı bir hız performansından ziyade, sunulan verinin niteliği ve doğrulanabilirliği üzerinde durulmalıdır.

En kritik nokta ise sistemin bir karar verici olmadığıdır. Kapalı beta sürecinde Hammurabi’den beklenecek olan şey bir yargıya varması değil; o yargıya giden yolda hukukçunun önüne nitelikli ve bağlamsal veri setleri sermesidir. Karar verme yetkisi ve sorumluluğu, her zaman olduğu gibi etik ve hukuki bir iradeye sahip olan hukukçunun uhdesindedir. Bu süreç, bir hüküm mekanizmasının inşası değil; hukukçunun kendi kararlarını daha sağlam temellere dayandırabilmesi için tasarlanan bir destek yapısının test edilmesidir.

Hammurabi Bu Süreçte Nerede Duruyor?

Hammurabi, bu geçiş evresinde kendisini bir yazılım paketi veya bitmiş bir araç olarak değil, hukuki muhakemenin doğasına dair bir yaklaşım savunusu olarak konumlandırıyor. Teknolojinin hukuku "otomatize etme" vaadiyle mesleğin özündeki insani dokuyu silikleştirme riskine karşı, biz tam tersi bir noktada; hukukçunun karar alanını tahkim eden bir mecrada duruyoruz. Hammurabi’nin varlık sebebi, hukukçunun yerine geçmek değil, onun zihinsel egemenliğini kullanabileceği alanı berraklaştırmaktır.

Hukukta asıl değer, bilginin kendisinden ziyade o bilginin somut bir olaya, adaleti gözeten bir iradeyle uygulanmasıdır. Bu irade, ancak sorumlulukla birlikte var olabilir. Hammurabi, sorumluluğu kullanıcıdan devralmayan, aksine kullanıcının sorumluluğunu daha bilinçli ve veriyle desteklenmiş bir zeminde icra etmesine olanak tanıyan bir yapı kurguluyor. Bu, teknolojinin hukukçuyu pasif bir onaylayıcıya dönüştürdüğü sistemlerin aksine, onu sürecin merkezinde tutan bir disiplini temsil eder.

Bizim için Hammurabi, hukukçunun muhakeme yeteneğini devretmek zorunda kalmadığı, aksine bu yeteneği teknolojinin sunduğu analitik güçle derinleştirdiği bir denge noktasıdır. Bu süreçte durduğumuz yer; karmaşıklığın içinde kaybolmak yerine, o karmaşıklığı hukukçuyla birlikte anlamlandırmaya çalışan, ancak son sözü ve o sözün getirdiği ağır mesleki sorumluluğu daima sahibine bırakan bir "eşlikçilik" makamıdır.

Kapalı Beta’dan Sonra Ne Olacak?

Hukuk teknolojilerinde bir sonraki adımı, takvime bağlanmış bir "açık beta" tarihi olarak görmek, sürecin doğasını ıskalamak anlamına gelir. Hammurabi için açık beta bir hedef değil; kapalı beta sürecinde elde edilen verilerin, deneyimlerin ve metodolojik doğrulamaların doğal bir sonucudur. İlerleyişimiz, önceden belirlenmiş bir pazarlama takvimine göre değil, sistemin hukuk pratiğiyle kurduğu ilişkinin olgunluk düzeyine göre şekillenecektir.

Bu süreçten çıkaracağımız dersler, bir sonraki aşamanın yol haritasını belirleyecek. Kapalı beta süresince karşılaştığımız yanlış beklentileri, sistemin nerede bir "kolaycı çözüm" olarak algılandığını ve hangi noktalarda mesleki titizlikle çeliştiğini anlamak bizim için en büyük kazanım olacaktır. Öte yandan, hukukçuların sistemi bir düşünce ortağı olarak kullandığı, muhakeme süreçlerini derinleştirdiği o "doğru kullanım desenleri", Hammurabi’nin kalıcı karakterini oluşturacaktır. Ancak bu desenler tam olarak anlaşıldığında ve sistem bu etkileşime yanıt verebilir hale geldiğinde daha geniş bir kitleye hitap etmekten söz edilebilir.

İleriye dönük stratejimiz, kontrolsüz bir yayılma değil, kontrollü bir büyüme fikri üzerine kurulu. Hukuk gibi hata payının düşük, sorumluluğun yüksek olduğu bir alanda "hızlı ölçeklenme" vaadi, güven erozyonuna davetiye çıkarabilir. Bu nedenle, kapalı beta’dan sonraki süreç, teknolojinin daha çok kişiye ulaşmasından ziyade, ulaştığı her hukukçunun elinde daha yetkin ve güvenilir bir enstrümana dönüşmesini hedefleyecektir.

Sonuç olarak, kapalı beta bittiğinde karşımızda sadece daha stabil bir yazılım değil; hukukçunun çalışma biçimine uyum sağlamış, sınırlarını bilen ve kullanıcısını bir karar verici olarak her zaman merkeze alan olgunlaşmış bir yöntem bulmayı hedefliyoruz. Bu yolculukta hızın yerini sağlamlık, niceliğin yerini ise nitelikli bir profesyonel deneyim alacaktır.

Kontrollü Büyüme, Sağlam Hukuki Zemin

Hukuk ve teknoloji arasındaki ilişki, doğası gereği bir gerilimi barındırır. Teknoloji hızla büyümeyi ve sınırları zorlamayı arzularken; hukuk, yerleşik ilkelerin, usuli güvencelerin ve öngörülebilirliğin korunmasını talep eder. Yapay zekâyı hukuk dünyasına entegre ederken acele etmek, sadece teknik bir yetersizlik riskini değil, aynı zamanda adaletin tecellisindeki o hassas dengeleri zedeleme potansiyelini de taşır. Kontrolsüz bir hızın hukuktaki karşılığı verimlilik değil, genellikle telafisi güç hatalardır.

Bu nedenle kapalı beta süreci, Hammurabi için bir yavaşlama değil, bir derinleşme tercihidir. Bu süreç, teknolojinin parıltılı vaatlerini hukukun ağırbaşlı gerçekliğiyle test ettiğimiz bir süzgeçtir. Bizim için başarı kriteri, sistemin kaç kişi tarafından kullanıldığı değil, kullanıldığı her an hukukçunun muhakeme gücüne ne kadar sağlam bir zemin sunduğudur. Kapalı beta, bu sağlamlığı garanti altına alma, her adımın hukuki etik ve mesleki sorumluluk sınırları içinde kaldığından emin olma çabasıdır.

Sonuç olarak Hammurabi, kapalı beta ile kapılarını aralarken bir şeyi açıkça ilan ediyor: Teknolojik imkânların cazibesi, hukuki doğruluğun ve mesleki vakarın önüne geçmemelidir. Çünkü biliyoruz ki, hukukun hüküm sürdüğü bir dünyada hız ancak sağlam temeller üzerinde yükseldiğinde bir değer ifade eder.

Hammurabi kapalı beta'ya açılıyor; çünkü hukukta hızdan önce, sarsılmaz bir güven ve sağlam bir zemin gelir.

Sorularınız mı var? Bizimle iletişime geçin.

İletişime Geç