GİRİŞ: Hukukta Yapay Zekanın Yeri ve Hammurabi Modeli
Endüstriyel rönesans süreci, toplumun tüm katmanlarını olduğu gibi hukuk sistemini de köklü bir değişime götürmüştür. Geleneksel hukuk pratiği; yoğun metin analizi, devasa içtihat kütüphaneleri ve karmaşık usul içtihatları arasında “insan merkezli” bir muhakeme ile yürütülürken; bugün “Hukuk Teknolojileri” (LegalTech) kavramı, adalet erişimine hız kazandırmak ve hukuki belirliliği artırmak adına yapay zekayı bir stratejik ortak olarak öne çıkarmaktadır. Yapay zeka, artık sadece basit bir veri tarama aracı değil; doğal dil işleme kapasitesiyle hukuki metinleri anlamlandıran, uyuşmazlıkların sonucuna dair öngörüler sunan ve “algoritmik muhakeme” yürüten bir “yasal zeka” (Legal AI) formuna evrilmiştir.
Bu çalışmanın odak noktasını oluşturan Hammurabi LLM Modeli, Türk hukuk mevzuatı ve doktrini üzerine eğitilmiş, hukuki problemleri çözmek üzere tasarlanmış ileri düzey bir dil modelidir. Hammurabi, geleceğin dijital adalet sistemini aydınlatmayı hedeflemektedir. Modelin temel yetkinliği; yalnızca kanun maddelerini uygulamak değil, somut olaylardaki hukuki değişkenleri analiz ederek metodolojik bir çözüm yolu üretebilmesidir. Hammurabi’nin avukatlar için sunduğu yapay zeka tabanlı hukuk çalışma alanını Hammurabi Nedir? Avukatlar İçin Yapay Zeka Tabanlı Hukuk Çalışma Alanı yazımızda ayrıntılı olarak incelemiştik.
Ancak hukuk, sadece bir mantıksal işlem değil, aynı zamanda etik değerler ve vicdani kanaatler toplamıdır. Bu nedenle, Hammurabi gibi modellerin başarısı; onların her şeyi hatasız bilmesinden ziyade, bir hukukçunun denetim mekanizmasına ne kadar kapsamlı bir zemin hazırladığıyla ölçülmektedir. Bu makale; Borçlar Hukuku’ndan İdare Hukuku’na, Milletlerarası Özel Hukuktan İcra ve İflas Hukukuna kadar uzanan on farklı vaka üzerinden Hammurabi’nin performansını test etmeyi ve yapay zekanın hukukta kullanılabilirliği noktasındaki rüştünü analiz etmeyi amaçlamaktadır.
METODOLOJİK BİR YAKLAŞIM: Hukuki Muhakeme Benchmark’ı
Bu çalışmada kullanılacak olan method, yapay zekanın hukuki metin üretme becerisinden ziyade, karmaşık ve çok katmanlı olay örgülerindeki muhakeme yeteneğini ölçmeyi amaçlayan bir ‘Benchmark’ (başarım ölçütü) niteliğindedir. Analiz kapsamındaki vaka dereceleri; zor, kolay ve gri alan (iki farklı yönü olan) olacak şekilde belirlenecektir. İnceleme kapsamında sunulan her vaka, sistemin performansını şu üç temel ‘ölçüt’ üzerinden test etmektedir:
- Hukuki Yerindelik: Sistemin, doğru kanun maddesini ve güncel içtihadı tespit etme yeteneği.
- Dereceli Önceliklendirme: Genel norm ile özel norm arasındaki çatışmayı (Örn: MÖHUK vs. TTK) yönetme becerisi.
- Lafzi ve Gai Uyarlama: Mevzuatta henüz açık hüküm bulunmayan dijital haklar gibi ‘gri alanlarda’, hukukun genel ilkeleri üzerinden kıyas yapabilme yeteneği.
Sistemin verdiği yanıtların, senaryoların alındığı pratik çalışmalarda belirlenen ‘ideal cevap anahtarları’ ile kıyaslanması hedeflenmiş, yapay zekanın sadece bir veri bankası değil, aynı zamanda hukuki mantık silsilesini takip edebilen bir yardımcı olup olamayacağını analiz eden niteliksel bir benchmark oluşturulmuştur.
VAKA ANALİZLERİ
VAKA I: Adi Ortaklıkta Alt Katılım (İç Ortaklık) İlişkisi
Zorluk Düzeyi: Kolay (Temel Doktrin ve Mevzuat Bilgisi)
Deneysel Senaryo: Kübra Yıldırım ve Hakan Yıldız, 300.000 TL sermaye ile bir yazılım tasarım ve dijital pazarlama ajansı işletmeyi planlarlar. Her iki ortağın da 150.000 TL sermaye koyması kararlaştırılmış; ancak Hakan Yıldız’ın yalnızca 100.000 TL’si bulunmaktadır. Hakan, eksik kalan 50.000 TL için annesi Dilek Yıldırım’dan destek istemiştir. Hakan, annesinin bu tutarı karşılıksız verme teklifini reddederek, ona kendi payı üzerinde bir “ortaklık” önermiş; fakat bu durumun ana ortak olan Kübra Yıldırım’dan tamamen gizli tutulmasını şart koşmuştur. Dilek Yıldırım, şirket işleri hakkında bilgilendirilme ve görüş bildirme hakkı saklı kalmak kaydıyla bu teklifi kabul etmiştir. Şirketin ilerleyen süreçte tasfiyeye girmesiyle birlikte, Dilek Yıldırım’ın ortaklık sıfatı ve Kübra Yıldırım’a karşı hak ileri sürüp süremeyeceği hukuki bir ihtilaf konusu olmuştur [1].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı doktrindeki teknik karşılığı olan “iç ortaklık” veya “alt katılım” terimleriyle doğru bir şekilde açıklamıştır. Sistem; Dilek Yıldırım’ın haklarını yalnızca Hakan Yıldız’a karşı ileri sürebileceğini, asıl adi ortaklığın tarafı olan Kübra Yıldırım ile arasında hiçbir doğrudan hukuki bağ doğmadığını tespit etmiştir. Hammurabi, yanıtında “taraf iradesi” ve “temsil” prensiplerine vurgu yaparak, Kübra Yıldırım’ın icazeti bulunmadığı sürece bu alt katılımın dış ilişkide bir hüküm meydana getirmeyeceğini belirtmiştir.
Hukukçu Gözlemi: Bir hukukçu olarak yaptığım değerlendirmede, sistemin TBK m. 632/2 hükmünde yer alan “Ortaklardan biri, diğer ortakların rızası olmaksızın bir üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak ederse… bu üçüncü kişi ortaklık sıfatını kazanamaz” kuralını kusursuz bir şekilde analiz ettiği görülmüştür. Adi ortaklıkların “şahıs odaklı” ve “karşılıklı güvene dayalı” yapısı gereği, ortaklardan birinin payını başkasına (gizlice) açması sadece o iki kişi arasında bir iç ortaklık doğurur. Hammurabi’nin, Dilek Yıldırım’ın denetim ve bilgi alma hakkını dahi sadece Hakan Yıldız üzerinden “dolaylı” olarak kullanabileceğini fark etmesi, sistemin şahıs şirketleri hukukunun temel mantığını (ve taraf sıfatı ayrımını) kavradığını ispat etmektedir.
VAKA II: İş Hukuku – Asıl İşveren ve Alt İşveren İlişkisinin Tespiti
Zorluk Düzeyi: Orta (İş Kanunu m. 2/6 Uygulaması ve Muvazaa Analizi)
Deneysel Senaryo: (N) Veri Teknolojileri Ltd. Şti., (M) Yapay Zeka Yazılım A.Ş.’nin dil modelleri için veri etiketleme ve kontrol işlerini üstlenmiştir. (N) bünyesinde çalışan işçi (U), ücret alacakları için her iki şirkete karşı dava açmış; (M) şirketi ise aralarında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını savunarak husumet itirazında bulunmuştur. Yapılan incelemede; (M) şirketinin (N)’ye yaptığı ödemelerden ofis kirası, elektrik, su, internet ve sunucu masrafları gibi kalemleri kestiği, (N)’nin ise tamamen (M)’ye ait alanları ve altyapıyı kullandığı ortaya çıkmıştır. Bu veriler ışığında, taraflar arasındaki ilişkinin muvazaalı olup olmadığı ve İş Kanunu kapsamında bir asıl-alt işveren ilişkisi teşkil edip etmediği tartışılmaktadır [2].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı İş Kanunu m. 2/6 çerçevesinde tahlil ederek, veri etiketleme ve kontrol gibi işlerin “asıl işin bir bölümü” olduğunu ortaya koymuştur. Sistem, özellikle kira, altyapı ve işletme giderlerinin asıl işveren tarafından hakedişten mahsup edilmesini “muvazaanın en belirgin delili” olarak vasıflandırmıştır. Hammurabi; alt işverenin özerk bir organizasyonunun olmadığını, fiilen asıl işverene bağımlı olduğunu ve bu nedenle işçinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılması gerektiğini belirterek hukuki sonucu isabetle takdir etmiştir.
Hukukçu Gözlemi ve Gelişim Önerisi: Bir hukukçu olarak yaptığım değerlendirmede, Hammurabi’nin salt mevzuat bilgisinin ötesine geçerek “operasyonel bağımsızlık” kriterini sorguladığı anlaşılmaktadır. Cevap anahtarında vurgulanan “işin asıl işverene ait işyerinde görülmesi” şartını kira ödemesi ve gider kesintisi olgularıyla mükemmel bir şekilde eşleştirmiştir. Sistemin, alt işverenin “kara kutu” bir organizasyon olup olmadığını mali veriler üzerinden analiz etmesi ve Yargıtay’ın muvazaa ölçütünü (bağımsız sermaye, yönetim gücü vb.) tek tek olayla illiyet bağının kurulması, yapay zekanın karmaşık iş hukuku uyuşmazlıklarında nitelikli bir hukuki strateji ortağı olabileceğini ispatlamaktadır.
Ancak, Hammurabi kanunları uygulama konusunda mükemmele yakın performans sergilese de olayın insani boyutunu ve sebep-sonuç ilişkisini analiz etmekte bazen yüzeysel kalmaktadır. Somut vakamızda, Hammurabi, Asliye Ticaret Mahkemesi ve İş Mahkemesi arasındaki çelişkili durumda İş Muhakemesinin bakış açısıyla hukuki çelişkiyi işçi lehine çözmüştür. Bu doğru bir analiz olsa da çelişkili duruma değinmemiş, konuyu yüzeysel bırakmıştır. Sistem, sadece mevzuata ve emsal kararlara odaklanmanın yanında olayın diğer açısını sorgulayacak bir analiz derinliğine kavuşturulmalı ve böylece hayatın olağan akışına daha uyumlu sonuçlar ortaya koyabilmelidir.
VAKA III: Aile Hukuku – Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Tasfiyesi
Zorluk Düzeyi: Zor (Karmaşık Hesaplama ve Çapraz Hak-Alacak Analizi)
Deneysel Senaryo: Elif ve Murat’ın 15.06.2007 tarihinde başlayan ve 10.10.2024 tarihinde açılan boşanma davası ile sona eren 17 yıllık evlilik birliğindeki mal rejiminin tasfiyesi konu edilmiştir. Senaryo, içinde onlarca değişken barındıran bir “hukuk matematiği” testi olarak kurgulanmıştır:
Murat evlilik içinde ikramiyesiyle 50.000 TL’lik bir arsa ve projelerinden kazandığı 400.000 TL ile bir iş yeri almıştır. Elif ise teyzesinin hediyesi olan 30.000 TL ile hisse senedi portföyü buradan 20.000 TL temettü geliri elde etmiştir.
2015 yılında Elif, babasından kalan 600.000 TL’lik mirasın (kişisel mal) 100.000 TL’sini Murat’ın iş yerinin tadilatına harcamıştır. Murat ise kendi maaş birikiminden (edinilmiş mal) 80.000 TL vererek Elif adına 500.000 TL değerinde bir daire alınmasını sağlamıştır.
Elif, boşanma davasından sadece 3 ay önce bankadaki 150.000 TL değerindeki fonlarını, eşinin rızası olmaksızın erkek kardeşi Zeynel’e bağışlamıştır [3].
(Sistemden; nihai “Katılma Alacağını” hesaplaması istenmiştir.)
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, bu zorlu veri setini saniyeler içinde analiz ederek yüksek bir uyuşmazlık teşhis etme başarısı sergilemiştir. Sistem, Elif’in davanın açılmasından 3 ay önce erkek kardeşi Zeynel’e yaptığı 150.000 TL’lik karşılıksız kazandırmayı anında fark ederek TMK m. 229 kapsamında “Eklenecek Değer” olarak hesaba dahil etmiş; ikramiye, miras ve temettü geliri gibi kalemleri doğru mal gruplarına sınıflandırmıştır. Ancak hesaplama aşamasında sistemin, Murat’ın Elif adına alınan daireye yaptığı 80.000 TL’lik katkıyı, çözüm anahtarındaki gibi oransal bir Değer Artış Payı (DAP) mantığıyla hesaplamak yerine, sabit bir denkleştirme borcu olarak işleme aldığı görülmüştür. Bu yöntemsel tercih, nihai katılma alacağı sonucunun çözüm anahtarından farklı hesaplanmasına sebep olmuştur.
Hukukçu Gözlemi ve Gelişim Önerisi: Bir hukukçu olarak yaptığım analizde, sistemin hukuki uyuşmazlık noktalarını (örneğin Zeynel’e yapılan rızasız bağışın tasfiyeye etkisini) tespit etme yeteneğinin güçlü olduğu, ancak ekonomik dinamikleri formülize etme noktasında geliştirilmeye açık alanları bulunduğu gözlemlenmiştir. Hammurabi’nin TMK m. 227 uyarınca 2007-2024 yılları arasındaki mülkiyet değer değişimlerini ve taşınmazlardaki değer artışını güncel oranlar yerine nominal değer üzerinden gitmeye meyletmesi, sistemin mülkiyet matematiği algoritmalarıyla daha derinlemesine entegre edilmesi gerektiğini sergilemektedir. Katkı payı ve değer artış payı arasındaki teknik farklar daha spesifik veri setleriyle tanıtılırsa, yapay zeka mahkemeler için hatasız bilirkişi rapor taslakları hazırlayabilecek bir potansiyele sahiptir. Hammurabi, 17 yıllık evlilik birliği gibi uzun vadeli dosyalarda “gizlenen” veya “gözden kaçan” edinilmiş malları bulma hızıyla hukukçunun iş yükünü hafifletmekte; nihai hesaplama aşamasında ise bir hukukçunun teknik denetimiyle birleştiğinde en doğru sonuca ulaşmaktadır.
VAKA IV: Medeni Usul Hukuku – Taleple Bağlılık İlkesi
Zorluk Düzeyi: Kolay / Orta (Usul Hukuku Temel İlkeleri)
Deneysel Senaryo: Darp edilmesi sonucu maddi zarara uğrayan davacı Melik, 20.000 TL tutarında maddi tazminat istemiyle dava açmıştır. Yapılan yargılama ve incelemeler sonucunda hâkim, gerçek zararın 30.000 TL olduğunu tespit etmiş ve davacının talebini aşarak 30.000 TL tazminata hükmetmiştir. Hakimin verdiği kararın yerinde olup olmadığının değerlendirmesi istenmektedir [4].
(Senaryo, somut olayda maddi haklılığın tespit edilmesine rağmen, usul kurallarının bu haklılığın önüne geçip geçemeyeceğini ölçmeyi amaçlamaktadır.)
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığın çözümünde maddi hukuktan ziyade usul hukukunun emredici kurallarını odağa almıştır. Sistem, 6100 sayılı HMK m. 26 uyarınca hâkimin tarafların talebiyle bağlı olduğunu ve “ıslah” yoluyla talep artırılmadığı sürece talebin üzerine çıkılmasının bir bozma sebebi olduğunu net bir şekilde saptamıştır. Ayrıca ıslah yolunun nasıl gerçekleştirileceğini detaylarıyla açıklamıştır. Hammurabi, hâkimin vicdani kanaatinin veya maddi zararı tespit etmesinin, tarafların tasarruf yetkisini (20.000 TL sınırını) aşmaya yetmeyeceğini belirterek isabetli bir hukuki sonuca varmıştır.
Hukukçu Gözlemi: Bir hukukçu olarak yaptığım değerlendirmede, sistemin “Usul, esastan önce gelir” prensibini kusursuz bir şekilde uyarladığı görülmüştür. Cevap anahtarında belirtilen HMK m. 26 vurgusunu ve “ıslah” detayını atlamayan sistem, adaletin sadece “doğru sonucu bulmak” değil, “doğru usulle bulmak” olduğunu ortaya koymuştur. Hammurabi’nin, davacının tazminat miktarını sonradan ayrı bir dava ile isteyebileceği veya ıslah yolunu tercih edebileceği gibi usûlî alternatifleri de hukuki akıl yürütme sürecine dahil etmesi, yargılama hukukunun statik yapısını ve hiyerarşisini (mahkemenin sınırlı yetkisi) tam olarak kavradığını göstermektedir.
VAKA ANALİZİ V: Mavi Kartlıların Ticari Faaliyet Hakları ve Mevzuat Önceliği
Zorluk Düzeyi: Kolay / Orta (Vatandaşlık Hukuku ve Yabancılar Hukuku)
Deneysel Senaryo: Doğumla Türk vatandaşı olan (Z), sonradan Danimarka vatandaşlığına geçerek Türk vatandaşlığından çıkma izni almış ve kendisine “Mavi Kart” verilmiştir. (Z), Türkiye’ye geri dönerek burada bağımsız bir ticari işletme (evcil hayvan mağazası) açmak istemektedir. Ancak ilgili makamlar, (Z)’nin artık bir “yabancı” statüsünde olduğunu ileri sürerek, yabancıların çalışma iznine tabi olduğunu ve bağımsız ticari faaliyet yürütemeyeceğini iddia etmiştir. Bu olayda, (Z)’nin Türk vatandaşlarına tanınan haklardan hangilerinden yararlanmaya devam edebileceği ve ticaret yapma hakkının hukuki sınırları tartışılmaktadır [5].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, genel yabancı statüsünü (6735 sayılı UİK) irdelemek yerine, doğrudan 5901 sayılı TVK m. 28 hükmüne odaklanarak “Mavi Kartlı” statüsünün sağladığı haklar üzerinden bir analiz yapmıştır. Sistemin, ticari faaliyeti Mavi Kartlılar için getirilen “seçme-seçilme, askerlik, kamu görevi” gibi istisnalar arasında görmeyerek “hakların aynen kullanımı” ilkesine ulaşması isabetlidir. Hammurabi; bağımsız ticari faaliyet yürütmenin (ticaret yapmanın) bu istisnalar arasında yer almadığını, dolayısıyla (Z)’nin bir yabancı gibi çalışma izni almasına gerek kalmadan Türkiye’de serbestçe ticaret yapabileceğini belirterek uyuşmazlığı çözmüştür.
Hukukçu Gözlemi: Sistem, karmaşık bir yabancılar hukuku meselesinde “özel kanun/genel kanun” ilişkisini başarıyla yönetmiş ve en koruyucu normu (TVK m. 28) saptamıştır. Ancak akademik çözümdeki “çıkma izni alma şartı” ve “UİK kapsamındaki istisnai çalışma izinleri” gibi alt detayları atlaması, modelin “en muhtemel ve pratik sonuca” odaklandığını, doktrindeki çoklu ihtimalleri ise ikincil planda bıraktığını göstermektedir.
VAKA ANALİZİ VI: Milletlerarası Özel Hukukta Kambiyo Senetlerinin Şekil Geçerliliği
Zorluk Düzeyi: Kolay / Orta (Milletlerarası Özel Hukuk ve Ticaret Hukuku)
Deneysel Senaryo: İsviçre’de düzenlenen (keşide edilen) ve ödeme yeri Türkiye olarak belirlenen bir çek, şekil şartlarındaki (örneğin imza veya zorunlu unsurlar) bir eksiklik iddiasıyla icra takibine konu edilmiştir. Borçlu taraf, çekin Türk Ticaret Kanunu’ndaki şekil şartlarını taşımadığını ileri sürerek çekin geçersiz olduğunu ve “çek tazminatı” istenemeyeceğini savunmaktadır. Burada temel uyuşmazlık; İsviçre’de yazılan ama Türkiye’de ödenecek olan bir çekin “geçerli bir çek” olup olmadığına hangi ülkenin hukukuna göre karar verileceğidir [6].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı MÖHUK m. 26 (Kambiyo senetlerine uygulanacak hukuk) çerçevesinde analiz etmiştir. Sistem, kural olarak çeklerde şekil şartlarının “çekin düzenlendiği yer hukukuna” (Lex Loci Actus) tabi olduğunu saptamıştır. Dolayısıyla çek İsviçre’de düzenlendiği için, Türk hukukundaki eksikliklerin tek başına geçersizlik nedeni olamayacağını, çekin İsviçre hukukuna göre geçerli olması durumunda Türkiye’de de hukuki sonuç doğuracağını belirtmiştir. Hammurabi, uyuşmazlığı yerel kanunların dar kalıplarından çıkarıp uluslararası özel hukuk kurallarına göre doğru şekilde nitelendirmiştir.
Hukukçu Gözlemi ve Gelişim Önerisi: Sistem, genel milletlerarası özel hukuk kuralları çerçevesinde tutarlı bir mantık sergilemiş olsa da, TTK m. 820 hükmündeki “ödeme yeri hukukunun alternatif geçerlilik ölçütü” olma imkanını irdelememiştir. Bu durum, yapay zekanın genel kanunlar ihtilafı kurallarında yüksek isabet sergilediğini, ancak kambiyo senetlerine özgü özel ticari mevzuat istisnalarında akademik derinliğin gerisinde kalabildiğini göstermektedir. Ek olarak sistem kanun maddesinin ilk fıkrasını kusursuz uyguladığını ancak maddenin devamındaki ayakta tutma istisnasını atladığı tespit edilmiştir.
Kanaatimce sistem, mevzuattaki ana kurallarla sınırlı kalmayıp, hükmün devamındaki ayrıntıları da tarayacak şekilde geliştirilmelidir. Bu sayede tüm durumlar değerlendirilmiş ve daha derin bir analizle sonuca ulaşılmış olacaktır.
VAKA ANALİZİ VII: İcra Takibinde İtirazın Bertaraf Edilmesi ve Hak Düşürücü Süreler
Zorluk Düzeyi: Kolay / Orta (İcra İflas Hukuku)
Deneysel Senaryo: İşçi (A), ödenmeyen kıdem tazminatı ve ücret alacakları için işveren (B) aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. İşveren (B), ödeme emrine süresi içinde “borcum yoktur” diyerek itiraz etmiş ve takip durmuştur. Senaryoda, itiraz dilekçesinin işçiye (A) tebliğ edildiği tarih 01.10.2025 olarak belirtilmiştir. İşçi (A), bu itirazı bertaraf edip takibe devam etmek istemektedir. Somut olayda; işçinin elindeki belgelerin niteliğine göre hangi hukuki yola (İtirazın İptali mi, İtirazın Kaldırılması mı?) başvurabileceği ve tebliğ tarihinden itibaren hak düşürücü sürelerin hesaplanması sorularının yanıtları aranmaktadır [7].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı İİK m. 67 (İtirazın İptali Davası) ve m. 68 (İtirazın Kaldırılması) çerçevesinde analiz etmiştir. Sistem; alacaklının elinde İİK m. 68 sayılan “kesin belgeler” (noter senedi, imzası ikrar edilmiş belge vb.) varsa 6 ay içinde İcra Mahkemesi’nden itirazın kaldırılmasını isteyebileceğini; aksi halde 1 yıl içinde Genel Mahkemelerde itirazın iptali davası açması gerektiğini belirtmiştir. Hammurabi, 01.10.2025 tebliğ tarihinden itibaren 1 yıllık dava açma süresinin 01.10.2026 mesai bitiminde dolacağını belirleyerek süre hesaplamasını hatasız yapmıştır.
Hukukçu Gözlemi: Sistemin bu vakadaki göze çarpan başarısı, sadece kanun maddesini kopyalamak yerine, senaryodaki tebliğ tarihini referans alarak somut bir takvim sunabilmesidir. İcra hukukunda bir günlük gecikmenin bile hakkın kaybına yol açtığı düşünüldüğünde; Hammurabi’nin tebligatın usulüne uygun yapıldığı varsayımıyla süreleri milimetrik hesaplaması, avukatlar için kritik bir ‘hatırlatıcı’ işlevi görebileceğini göstermektedir.
Ayrıca sistemin, ideal cevaptaki “belge hiyerarşisi” vurgusuna ek olarak, uygulamada alacaklı için büyük önem taşıyan “İcra İnkar Tazminatı” konusuna da değinmesi, modelin sadece usul kurallarını değil, davanın mali sonuçlarını da analiz edebildiğini ispatlamaktadır.
VAKA ANALİZİ VIII: Mükerrer Kadastro ve Tapu Siciline Güven İlkesinin Sınırları
Zorluk Düzeyi: Zor (Eşya Hukuku / TMK m.1023 ve m.1026 Uygulaması)
Deneysel Senaryo: Aynı taşınmaz, geçmişteki teknik hatalar nedeniyle iki farklı kadastro ekibi tarafından tescil edilmiştir: İlk kayıt Memduh adına, yıllar sonra oluşturulan ikinci kayıt ise Veysel adına tutulmuştur. Veysel, kendi adına görünen bu tapu kaydına dayanarak taşınmazı iyiniyetli üçüncü kişi Doğan’a satmıştır. Memduh, ilk ve geçerli kaydın sahibi olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil davası açarken; Doğan ise tapu siciline güvenerek (TMK m. 1023) mülkiyeti kazandığını savunmaktadır. Somut olayda, “öncelik ilkesi” ile “tapu siciline güven ilkesi”nin hangisinin üstün geleceği tartışma konusudur [8].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı 3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 22 çerçevesinde “mükerrer kadastro” olarak nitelemiş ve ikinci kaydın “hükümsüz/yok hükmünde” olduğu sonucuna varmıştır. Sistemin en kritik başarısı; Doğan’ın iyi niyetine rağmen, TMK m. 1023 korumasının “hukuken yok sayılan” kayıtlarda işlemeyeceğini saptaması ve mülkiyeti ilk kayıt sahibi olan Memduh’a vermesidir.
Araştırmacı Gözlemi: Sistemin, mülkiyet hukukunun temel direği olan “tapu kütüğüne güven” ilkesinin istisnalarını (yolsuz tescil vs. hükümsüz kayıt ayrımı) doğru analiz edebildiği sergilenmiştir. Genel olarak yapay zeka modelleri “iyiniyetli üçüncü kişiyi koruma” eğiliminde olsa da, Hammurabi’nin Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına uygun olarak “önceki kayda üstünlük” prensibini seçmesi, derinlemesine bir mevzuat ve içtihat okuması yapabildiğini kanıtlamaktadır.
VAKA IX: Ceza Hukuku – Bilişim Suçları, İştirak ve İçtima Analizi
Zorluk Düzeyi: Zor (TCK Genel Hükümler ve Bilişim Suçları Entegrasyonu)
Deneysel Senaryo: Hukuk öğrencisi Süleyman Yıldız, kurduğu sahte alışveriş sitesi üzerinden kredi kartı bilgilerini ele geçirmeyi ve mağdurlara telefon yerine “salatalık” göndererek haksız kazanç sağlamayı planlar. Bu kapsamda; Özlem Aktaş’ın teknik yardımıyla arkadaşı İsmail Polat’ın Facebook hesabını ele geçirir (bilişim sistemine girme), bu hesap üzerinden reklam yaparak Hülya, Ferda ve Sevda’yı dolandırır (nitelikli dolandırıcılık) ve ele geçirdiği kart bilgilerini Recep Kılıç’a satar. Recep ise bu bilgilerle beş gün boyunca her gün düzenli olarak para transferi gerçekleştirir. Senaryo; iştirak (yardım etme), zincirleme suç ve fikri içtima (tek fiil-birden fazla suç) gibi Ceza Hukuku’nun en teknik başlıklarını test etmeyi amaçlamaktadır [9].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığı her failin eylemi özelinde titizlikle irdelemiştir. Sistem; Süleyman’ın eylemlerini “nitelikli dolandırıcılık” (TCK m. 158/1-f) ve “kartların kötüye kullanılması” (TCK m. 245) olarak doğru nitelemiş ve bunlar arasında gerçek içtima uygulayarak ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği kanısına varmıştır. Özlem’in rolünü “yol gösteren” sıfatıyla yardım eden (TCK m. 39) olarak kusursuz saptamıştır. Süleyman’ın beş güne yayılan eylemlerini ise zincirleme suç (TCK m. 43) kapsamında değerlendirerek tek bir cezanın artırılması gerektiğini tespit etmiştir.
Sistem, cevap anahtarındaki “salatalık gönderme” eyleminin bilişim sistemleri vasıtasıyla işlendiğini fark ederek nitelikli hali tespit etmiş ve teşebbüs aşamasında kalan bir suç olmadığını teyit etmiştir.
Hukukçu Gözlemi ve Gelişim Önerisi: Bir hukukçu olarak yaptığım değerlendirmede, Hammurabi’nin Ceza Hukuku Genel Hükümler mantığını kurmada şaşırtıcı bir isabet oranına ulaştığı görülmüştür. Sistemin özellikle fikri içtima (TCK m. 44) ve gerçek içtima ayrımını Yargıtay’ın güncel içtihatlarıyla destekleyerek sunması, yapay zekanın salt veri eşleşmesi yapmadığını, suçun unsurları arasındaki geçişkenliği kavradığını göstermektedir.
Öneri olarak; sistemin “aynı suç işleme kararı” gibi failin iç dünyasına (manevi unsura) bağlı kavramları analiz ederken, olaydaki zaman aralıklarını ve failin motivasyonunu daha detaylı araştıran bir “psikolojik-hukuki profil” modülüyle temellendirilmesi, onu kusursuz bir ceza hukuku raportörü haline evriltebilir. Bu vaka, yapay zekanın savcılık iddianameleri veya savunma dilekçeleri için çok güçlü bir “suç tasnif asistanı” olabileceğini ispatlamıştır.
VAKA X: Bilişim Hukuku – İnternet Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali
Zorluk Düzeyi: Orta / Zor (Bilişim Mevzuatı ve Özel Hayatın Gizliliği Analizi)
Deneysel Senaryo: Mağdur Enes Aslan adına, rızası dışında ve kimliği taklit edilerek bir internet sitesinde sahte profil açılmıştır. Bu profilde; Enes’in cinsel yönelimi, eşinin mahremiyeti ve geçmişteki hassas sağlık verileri (KVKK kapsamında özel nitelikli veri) asılsız iddialarla “kamuya açık” şekilde paylaşılmıştır. Enes; hem bu içeriğin acilen yayından kaldırılmasını hem sorumluların cezalandırılmasını hem de uğradığı ağır itibar kaybı için tazminat ödenmesini istemektedir. Olayda; içeriğin yer sağlayıcısının yurt dışında olması, verilerin anonim hesaplarca paylaşılması ve “özel hayatın gizliliği” ile “ifade özgürlüğü” arasındaki hassas denge tartışılmaktadır [10].
Sistemin Yaklaşımı: Hammurabi, uyuşmazlığa üç farklı perspektiften (Avukat, Ceza Hâkimi, Hukuk Hâkimi) yaklaşarak kapsamlı bir çözüm sunmuştur. Sistem; 5651 sayılı Kanun m. 9 uyarınca Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak erişimin engellenmesi prosedürünü isabetle tanımlamıştır. Eylemi sadece içeriğin yayından kaldırılması değil, aynı zamanda TCK m. 125 (Hakaret) ve m. 136 (Kişisel Verileri Yayma) kapsamında bir suç olarak saptamıştır. Paylaşılan bilgilerin “gerçek olup olmamasına bakılmaksızın” özel hayatın gizli alanına dahil olduğunu tespit ederek manevi tazminat (TMK m. 24-25) gerekliliğini belirlemiştir.
Hukukçu Gözlemi ve Gelişim Önerisi: Bir hukukçu olarak yaptığım son değerlendirmede, Hammurabi’nin bilişim hukuku prosedürlerine olan hakimiyetinin yeterli düzeyinde olduğu görülmüştür. Sistemin; IP adreslerinin tespiti gibi teknik süreçleri ceza yargılamasıyla ilişki kurması ve ceza hâkiminin kararının hukuk hâkimini bağlayabileceği (BK m. 74) gibi ileri düzey usul kurallarına atıf yapması, hukuki muhakeme yeteneğinin yüksekliğini göstermektedir.
Bu vaka özelinde; sisteme internetin sınır aşabilen doğası gereği yurt dışı kaynaklı sunucularda yapılacak işlemlerle ilgili “Milletlerarası Adli Yardım” gibi daha komplike süreçler de entegre edilirse, yapay zeka küresel bilişim uyuşmazlıklarında süreci tahkim edebilen bir akıl ortağı kimliğini kazanabilir.
OVERFITTING ANALİZİ: Veri Ezberi mi, Dinamik Muhakeme mi?
Yapay zeka modellerine yapılan en büyük eleştiri, sistemin veriyi ‘ezberlemesi’ (overfitting) ve sadece kendisine öğretilen şablonları tekerrür etmesidir. Ancak bu çalışma kapsamında yapılan 10 farklı vaka analizi, Hammurabi modelinin ezberden öte dinamik bir yorum kapasitesine sahip olduğunu belirlemiştir. Bu çıkarım şu gözlemlere dayanmaktadır:
- Olay Örgüsüne Uyum: Sisteme sunulan somut olaylar, doktrindeki klasik örneklerden farklı kurgulanmış (isimler, yerler ve teknik detaylar değiştirilmiş) olmasına rağmen, model bu yeni senaryoyu hukuki mantık örgüsüne entegre edebilmiştir.
- Hukuki Kıyas (Analogy) Yeteneği: Özellikle ‘Dijital Miras’ veya ‘Yapay Zeka Destekli Duygu Analizi’ gibi mevzuatta doğrudan karşılığı olmayan (yani sistemin hazır bir cevap olarak ezberleyemeyeceği) vakalarda, modelin Anayasa ve Borçlar Hukuku’nun genel ilkelerinden yola çıkarak yeni bir çözüm üretmesi, dinamik bir muhakemeye sahip olduğunu teyit etmektedir.
- Hata Payının Analizi: Modelin bazı teknik detaylarda (Örn: TTK m. 820 istisnası) yanılması, aslında çelişkili görünse de ‘ezber’ yapmadığını kanıtlar. Eğer sistem her şeyi kusursuz bir ‘veri tabanı eşleşmesi’ ile getirseydi, bu bir ezber göstergesi olurdu. Sistemin genel kuralları uygularken ‘yorumsal bir tercih’ yapması, onun süreçleri algoritmik bir muhakeme süzgecinden geçirdiğini belgelemektedir.
Sonuç olarak; Hammurabi’nin çıktıları, statik bir veri setinin kopyalanması (overfitting) değil; hukuki metodolojinin (metodoloji iuris) dijital bir ortamda yeniden üretilmesi (dinamik yorum) şeklinde değerlendirilebilir.
GELECEK PROJEKSİYONU VE SİSTEMSEL GELİŞTİRME ÖNERİLERİ
Hammurabi modelinin sergilediği performans, yapay zekanın hukuk alanındaki dönüştürücü gücünü ispatlamakla birlikte; sistemin hatasız bir dijital hukuk danışmanına dönüşebilmesi için veri setinin sadece mevzuat içeriği ve içtihatlarla sınırlı kalmayıp, hukuk doktrinindeki bilimsel tartışmaları ve şerhleri de kapsayacak şekilde derinleştirilmesi gerektiği söylenebilir. Özellikle branş kanunları arasındaki hiyerarşik ilişkilerin daha hassas tanımlanması, modelin genel hükümlere odaklanarak özel istisnaları atlamasının önüne geçecektir. Bununla birlikte, dijital haklar gibi henüz yazılı mevzuatın oluşmadığı “gri alanlarda” sistemin muhakeme yeteneğini güçlendirmek için uluslararası hukuk metinlerinin, etik rehberlerin ve Avrupa Konseyi tavsiye kararlarının veri belleğine dahil edilmesi elzemdir. Teknik düzeyde ise, sistemin yalnızca hukuki sonuç üretmekle kalmayıp, ulaştığı kararın mantıksal izleğini kullanıcıya sunması; hem açıklanamaz karar mekanizması problemini aşacak hem de hukukçunun denetim mekanizmasını daha nitelikli bir zemine taşıyacaktır. Bu tür bir insan denetimine açık yapay zeka mimarisi, teknolojinin hukuk güvenliğini tehdit eden bir risk faktörü değil, adalete erişimi hızlandıran bir ortak olmasını mümkün kılacaktır.
GENEL SONUÇ: HAMMURABI ÜZERİNE NİHAİ KANAAT
Bu çalışma kapsamında, farklı hukuk dallarından seçilen on farklı somut vaka üzerinden yapılan benchmark analizi; yapay zekanın Türk hukuk sistemindeki muhakeme yeteneğini ve sınırlılıklarını açıkça ortaya koymuştur. Sistem ayrıca her vaka analizinde ilgili emsal kararları tespit etmiş ve bu kararları örnek alarak somut vakaya uyarlamıştır. Bu husus hukukçular tarafından oldukça meşakkatli bir süreç gerektirirken; Hammurabi’nin hızlı bir şekilde ilgili kararları bulması zaman kazanımı noktasında kullanıcıları oldukça avantajlı konuma getirebileceği öngörülmüştür. Yapılan deneysel analiz sonucunda sistemin performansı dört ana kriter üzerinden şu şekilde değerlendirilmektedir:
1. Doğruluk ve Mevzuat Hakimiyeti (Puan: 9/10)
Hammurabi, Türk hukuk mevzuatına ve güncel Yargıtay içtihatlarına şaşırtıcı derecede hakimdir. Özellikle Vaka IV (Taleple Bağlılık) ve Vaka X (5651 Sayılı Kanun) gibi usul ve teknik bilgi gerektiren alanlarda, maddelere yaptığı doğrudan atıflar ve güncel prosedürleri takip etme becerisi kusursuzdur. Bilgi kirliliğinin yoğun olduğu internet ortamında, sistemin “doğru kanun maddesini, doğru uyuşmazlıkla” eşleştirme hızı, bir hukukçunun araştırma süresini ciddi oranında azaltabilecek kapasitede olduğu görülmüştür.
2. Muhakeme ve Analiz Derinliği (Puan: 7/10)
Sistemin en güçlü yönü, uyuşmazlıkları teşhis etme yeteneğidir. Vaka IX (Bilişim Suçları) örneğinde görüldüğü gibi, çok failli ve çok mağdurlu karmaşık olaylarda iştirak ve içtima kurallarını başarıyla ayrıştırabilmektedir. Fakat, Vaka III (Aile Hukuku) gibi dinamik matematiksel oranlama ve doktrinsel yorum gerektiren alanlarda, sistemin “garantici” davranarak DAP (Değer Artış Payı) yerine daha statik olan Denkleştirme mantığını seçmesi, muhakeme yeteneğinin henüz “insan hukukçunun esnekliğine” erişmediğini göstermektedir.
3. Üslup ve Profesyonel Kimlik (Puan: 10/10)
Hammurabi’nin hitabeti, bir hukukçudan beklenen ciddiyet ve nezaket dengesini tam olarak yansıtmaktadır. Kullanıcıya “Değerli hukukçu” şeklinde hitap etmesi, görüşlerini “Yargıtay içtihatları ışığında” temellendirmesi ve cevaplarını sistematik bir rapor niteliğinde hazırlaması, sistemin profesyonel bir çalışma ortamına uyumunu kolaylaştırdığı söylenebilir.
4. Eksiler ve Gelişim Alanları
Matematiksel Katılık: Sistemin analiz aşamasında kullanılan senaryoda, mal rejimi ve tazminat hesaplamalarında, doktrindeki “oranlama” mantığını kaçırıp “nominal rakamlar” üzerinden gitmesi saptanan en belirgin eksisidir.
İnsan Unsuru Eksikliği: Failin iç dünyasına, “kastın yoğunluğuna” veya “hakkaniyetin gerektirdiği özel durumlara” dair yorumları da sınırlıdır.
Hammurabi, bir hâkimin veya avukatın yerini tamamen alacak bir karar organı değil; ancak her hukukçunun masasında bulunması gereken yüksek nitelikli bir Hukukçu Asistanı olabileceği öngörülmüştür. Stratejik hataları önleyen, usul kurallarını hatırlatan ve karmaşık dosyalarda suç tasnifi yapan bu sistem; akıllı hukuk dünyasında adaletin tesisini hızlandıracak devrimsel bir araç olacaktır.
İlgili Yazılarımız
- Hammurabi Nedir? Avukatlar İçin Yapay Zeka Tabanlı Hukuk Çalışma Alanı
- Hukukta “Arama” Problemi Gerçekten Nedir?
- Avukatlar İçin Yapay Zekâ Asistan mı, Ortak mı?
Kaynakça
Dipnotlar
- [1] Abdüssamet Yılmaz, Setenay Yağmur ve Gül Büyükkılıç, Şirketler Hukuku Pratik Çalışmaları Tamamı Çözümlü, ISBN 9789750291678, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024, s. 13. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [2] Şükran Ertürk, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Pratik Çalışmaları, ISBN 9789750250637, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2018, s. 97. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [3] Arzu Genç Arıdemir ve Sanem Aksoy Dursun, Temel Kavramlar – Kişiler Hukuku – Aile Hukuku Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9789750273612, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021, s. 112. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [4] Murat Yavaş, İbrahim Aşık, Ömer Faruk Demir, Mehmet Akif Gül, Ozan Tok ve Ömer Faruk Saçar, Medeni Usul Hukuku Pratik Çalışma Kitabı Tamamı Çözümlü, ISBN 9786253813673, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2025, s. 65. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [5] Aysel Çelikel ve Ergin Nomer, Milletlerarası Özel Hukuk Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9786052425763, Beta Yayınları, İstanbul 2020, s. 122. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [6] Aysel Çelikel ve Ergin Nomer, Milletlerarası Özel Hukuk Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9786052425763, Beta Yayınları, İstanbul 2020, s. 352. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [7] Murat Yavaş ve İbrahim Aşık, İcra İflas Hukuku Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9789750261923, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2020, s. 28. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [8] Gülşah Vardar Hamamcıoğlu, Eşya Hukuku Pratik Çalışmalar, 1. Baskı, Onikilevha Yayınları, İstanbul 2023, s. 84. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [9] Mehmet Emin Artuk ve Murat Volkan Dülger, Ceza Hukuku Pratik Çalışmalar, ISBN 9789750245671, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2017, s. 399. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
- [10] Mehmet Emin Artuk ve Murat Volkan Dülger, Ceza Hukuku Pratik Çalışmalar, ISBN 9789750245671, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2017, s. 433. (İlgili vaka senaryosu; modelin ezber kapasitesini test etmek amacıyla kişi isimleri, unvanlar ve ticari faaliyet alanı değiştirilerek uyarlanmıştır.)
Literatür
- ARI DEMİR, Arzu Genç / DURSUN, Sanem Aksoy, Temel Kavramlar – Kişiler Hukuku – Aile Hukuku Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9789750273612, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2021.
- ARTUK, Mehmet Emin / DÜLGER, Murat Volkan, Ceza Hukuku Pratik Çalışmalar, ISBN 9789750245671, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2017.
- ÇELİKEL, Aysel / NOMER, Ergin, Milletlerarası Özel Hukuk Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9786052425763, İstanbul: Beta Yayınları, 2020.
- ERTÜRK, Şükran, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Pratik Çalışmaları, ISBN 9789750250637, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2018.
- HAMAMCIOĞLU, Gülşah Vardar, Eşya Hukuku Pratik Çalışmalar, 1. Baskı, İstanbul: Onikilevha Yayınları, 2023.
- YAVAŞ, Murat / AŞIK, İbrahim, İcra İflas Hukuku Pratik Çalışma Kitabı, ISBN 9789750261923, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2020.
- YAVAŞ, Murat / AŞIK, İbrahim / DEMİR, Ömer Faruk / GÜL, Mehmet Akif / TOK, Ozan / SAÇAR, Ömer Faruk, Medeni Usul Hukuku Pratik Çalışma Kitabı Tamamı Çözümlü, ISBN 9786253813673, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2025.
- YILMAZ, Abdüssamet / YAĞMUR, Setenay / BÜYÜKKILIÇ, Gül, Şirketler Hukuku Pratik Çalışmaları Tamamı Çözümlü, ISBN 9789750291678, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2024.