Son dönemde kamuoyuna yansıyan ve “Yenidoğan Çetesi” olarak adlandırılan skandallar, Türkiye’de sağlık hukuku ve ceza hukuku doktrininde sarsıcı bir paradigma değişimine yol açmıştır. Bugüne dek hekim ve sağlık çalışanlarının tıbbi müdahalelerden doğan sorumluluğu ağırlıklı olarak “tıbbi malpraktis” (taksirle ölüme veya yaralamaya neden olma) çerçevesinde tartışılırken; maddi menfaat temini amacıyla kurulan hiyerarşik yapılar, gereksiz yoğun bakım yatışları ve bu süreçte göz göre göre gelen bebek ölümleri, meseleyi taksir sınırlarından çıkarıp örgütlü suçlar ve kasten öldürme boyutuna taşımıştır. Bu makalede, tıbbi malpraktis ile kasten öldürme arasındaki ince çizgiyi, hekimin garanti yükümlülüğünü, sağlık kurumlarında örgütlü suç tipolojisini ve özel hastanelerin ruhsat iptali süreçlerini Yargıtay içtihatları ışığında akademik ve pratik bir dille ele alacağız. Tıbbi hatalardan doğan sorumluluğun tazminat boyutunu ise Tıbbi Hatalardan Doğan Sorumluluk: Özel Hastanelere ve Doktorlara Karşı Tazminat Davaları yazımızda ayrıntılı olarak incelemiştik.
1. Malpraktis Değil Cinayet: Tıbbi Hatalarda Kast, Olası Kast ve Bilinçli Taksir Sınırı
Sağlık hukukunda ihmali davranışın sınırlarının ne zaman aşıldığı, ceza sorumluluğunun tayininde en kritik aşamadır. Klasik bir tıbbi malpraktis vakasında hekim, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak istemediği bir neticeye (ölüm veya yaralanma) yol açar; bu durum Türk Ceza Kanunu (“TCK”) madde 85 kapsamında “taksirle öldürme” olarak nitelendirilir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, failin neticeyi öngörmesine rağmen hareketine devam etmesi durumunda sorumluluk boyutu değişir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin bir kararında açıklandığı gibi; meydana gelen ağır sonuç öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse basit taksir, sonucu öngörmüş ancak şansına veya yeteneğine güvenerek istememiş ise bilinçli taksir, öngördüğü sonucu kabullenerek (“olursa olsun” diyerek) fiilini icra etmiş ise olası kast söz konusudur [1].
Yenidoğan vakalarında, bebeklerin tıbbi gereklilik olmaksızın, sırf SGK’dan daha fazla ödeme alabilmek (haksız kazanç) amacıyla donanımı yetersiz yoğun bakım ünitelerine sevk edilmesi ve buralarda tutulması eylemi basit bir “tıbbi hata” değildir. Sağlık çalışanlarının, bu yetersiz koşullarda bebeklerin enfeksiyon kaparak veya gerekli tedaviyi alamayarak ölebileceğini öngörmelerine rağmen, maddi menfaat uğruna bu neticeyi kabullenmeleri, eylemi bilinçli taksir sınırından çıkarıp olası kastla öldürme ve hatta duruma göre doğrudan kastla öldürme suçuna dönüştürür.
2. Hekimin Garanti Yükümlülüğü ve İhmali Davranışla Kasten Öldürme Suçu
TCK m.83’te düzenlenen “Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi” suçu, yenidoğan skandallarının hukuki nitelemesinde kilit rol oynamaktadır. Bir kişinin ihmali davranışla ölümden sorumlu tutulabilmesi için, neticeyi önleme konusunda hukuki bir yükümlülüğünün (garanti yükümlülüğü) bulunması gerekir. Yargıtay kararlarında da altı çizildiği üzere, ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer sayılabilmesi için failin neticeye engel olma imkân ve iktidarına sahip olması ve aralarında bir yükümlülük ilişkisi bulunması şarttır [2]. Hekimler ve hemşireler, meslekleri ve hastayla kurdukları tedavi ilişkisi gereği hastanın hayatını ve sağlığını korumakla yükümlü “garantör” sıfatına sahiptir. Yenidoğan çetesi olaylarında;
- Durumu ağırlaşan bebeğe bilerek müdahale etmemek,
- Gerekli uzman hekimi hastaneye çağırmamak veya hastayı tam donanımlı bir merkeze sevk etmemek,
- Tedavi protokollerini kasten eksik uygulamak,
TCK m. 83 kapsamında değerlendirilir. Burada sağlık çalışanı, aktif bir hareketle (örneğin zehir vererek) hastayı öldürmemekte; ancak yapması gerekeni kasten yapmayarak ölüm neticesinin doğmasına seyirci kalmaktadır. Bu durumda doktor ve hemşirelerin ihmali davranışla kasten öldürme suçunda fail (TCK m. 37) veya eylemin niteliğine göre şerik (yardım eden – TCK m. 39) olarak sorumlulukları doğar.
3. Tıbbi Malpraktis Sınırlarını Aşan Suçlar: Sağlıkta Örgütlü Yapılanmalar (TCK m.220)
Sağlık çalışanlarının bir araya gelerek TCK m. 220 kapsamında “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma” suçunu işleyip işleyemeyeceği meselesi, yenidoğan skandalının en çarpıcı boyutudur. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre; bir örgütün varlığından söz edilebilmesi için hiyerarşik ilişki içinde olan en az üç kişinin bulunması, yapının suç işlemeye elverişli araç ve gerece sahip olması ve suç işleme amacı etrafında “devamlılık” gösterecek şekilde fiili bir birleşmenin varlığı aranır [3]. Dahası, Yargıtay başka bir kararında, aynı işyerinde (örneğin bir kamu kurumunda veya hastanede) yasal bir hiyerarşi dahilinde çalışan kişilerin, bu kurumsal hiyerarşi dışında menfaat temini amacıyla belirli bir işbölümü dahilinde suç işlemek için bir araya gelmelerini de örgüt olarak kabul etmektedir [4].
Yenidoğan vakalarında; 112 Acil Çağrı Merkezi çalışanları, özel hastane sahipleri, başhekimler, doktorlar ve hemşireler arasında kurulan ağ, tam anlamıyla TCK m. 220 kapsamında bir suç örgütüdür. Bu yapının amacı hastaları iyileştirmek değil, SGK’yı dolandırmak (Nitelikli Dolandırıcılık – TCK m. 158/1-e) ve haksız kazanç sağlamaktır. Bebeklerin ölümü ise bu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen (TCK m. 83 veya TCK m. 81/21-2) amaç suçlardır. Dolayısıyla ortada bir tıbbi malpraktis değil, insan hayatını sermaye olarak kullanan organize bir suç şebekesi bulunmaktadır.
4. Yenidoğan Skandalları Işığında Hastane Yönetimlerinin Ceza Sorumluluğu
Bu tür organize suçlarda sadece tıbbi müdahaleyi yapan doktor veya hemşire değil, hastane yönetimleri de ağır ceza tehdidi altındadır. Hastane sahipleri, başhekimler ve mesul müdürler, hastanede yürütülen tüm tıbbi ve idari süreçlerin yasalara uygunluğundan sorumludur. Eğer hastane yönetimi, yoğun bakım ünitelerindeki bu sistematik usulsüzlükleri, sahte epikriz raporlarını ve gereksiz yatışları biliyor, buna göz yumuyor veya bu sistemden doğrudan maddi menfaat elde ediyorsa; örgüt yöneticisi, örgüt üyesi veya işlenen dolandırıcılık ve kasten öldürme suçlarının müşterek faili/azmettireni olarak yargılanır. “Benim tıbbi süreçlerden haberim yoktu, sadece idari işlere bakıyorum” şeklindeki savunmalar, hayatın olağan akışına ve hastane bilançolarındaki anormal SGK faturalandırmalarına çarpacağından hukuken itibar görmeyecektir.
5. Örgütlü Sağlık Suçlarında Tüzel Kişilere Özgü Güvenlik Tedbirleri
Ceza hukukumuzda tüzel kişilerin (şirketlerin, hastanelerin) doğrudan hapis veya adli para cezası ile cezalandırılması mümkün olmasa da, TCK m. 60 uyarınca “Tüzel Kişilere Özgü Güvenlik Tedbirleri” uygulanır. Özel hastane işletmecisi olan şirketin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle, şirketin yararına işlenen nitelikli dolandırıcılık ve örgütlü suçlar kapsamında; hastanenin faaliyet izninin (ruhsatının) iptal edilmesi ve suçun işlenmesinde kullanılan veya suçtan elde edilen her türlü maddi menfaatin müsadere edilmesi (el konulması) yasal bir zorunluluktur.
6. Hastanelerin Ruhsatı Neden İptal Edilir? İdare Hukuku Boyutu
Yenidoğan skandalının patlak vermesiyle birlikte Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili özel hastanelerin ruhsatları iptal edilmiş ve faaliyetten men kararları uygulanmıştır. Bu işlemlerin hukuki dayanağı; 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve Özel Hastaneler Yönetmeliği’dir. Bir özel hastanenin ruhsatı;
- Hastanenin kuruluş amacından saparak bir suç örgütünün faaliyet merkezine dönüşmesi,
- Hasta güvenliğinin ve tıbbi etik kurallarının sistematik ve ağır şekilde ihlal edilmesi,
- SGK ve kamu kurumlarının organize şekilde dolandırılması,
gibi ağır mevzuat ihlalleri tespit edildiğinde Sağlık Bakanlığı tarafından derhal iptal edilir. İnsan hayatının ve kamu sağlığının tehlikeye atıldığı durumlarda idarenin takdir yetkisi, kapatma yönünde en sert şekilde kullanılır.
7. Ruhsat İptali Kararlarına Karşı İdari Yargı Yolu ve Yürütmenin Durdurulması
Ruhsatı iptal edilen özel hastaneler, bu idari işlemin iptali istemiyle İdare Mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir. Bu davalarda genellikle hastane yönetimleri, “suçun şahsiliği” ilkesini öne sürerek, birkaç çalışanın işlediği suç yüzünden koca bir hastanenin kapatılmasının “ölçülülük” ilkesine aykırı olduğunu iddia eder ve İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) madde 27 uyarınca “Yürütmenin Durdurulmasını” talep ederler. Ancak idari yargıda yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Yenidoğan çetesi gibi bebek ölümlerinin yaşandığı, kamu vicdanını derinden yaralayan ve hastane yönetiminin zımni veya açık onayının bulunduğu organize suç vakalarında; idare mahkemeleri ve Danıştay, kamu sağlığının korunmasını ticari menfaatlerin üstünde tutar. Bu nedenle, somut delillere (dinleme kayıtları, müfettiş raporları, SGK incelemeleri) dayanan ruhsat iptali işlemlerinde yürütmenin durdurulması taleplerinin reddedilmesi hukukun genel ilkelerine ve idari yargı pratiğine en uygun sonuçtur.
Yenidoğan skandalları, sağlık hukukunda “malpraktis” kalkanının arkasına sığınılarak işlenen organize suçların ulaştığı korkunç boyutu gözler önüne sermiştir. Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki; hekimin garanti yükümlülüğünü maddi menfaat uğruna kasten ihlal etmesi, hastayı tıbbi gereklilik olmaksızın riskli ortamlarda tutarak ölümüne seyirci kalması basit bir taksir veya mesleki hata değildir. Bu eylemler, TCK m. 83 kapsamında ihmali davranışla kasten öldürme ve TCK m. 220 kapsamında örgütlü suçlar çerçevesinde en ağır yaptırımlarla cezalandırılmayı gerektirir. Sağlık Bakanlığı’nın ruhsat iptali süreçleri ve idari yargının bu konudaki tavizsiz tutumu, kamu sağlığının korunması adına hayati bir güvence teşkil etmektedir.
İlgili Yazılarımız
- Tıbbi Hatalardan Doğan Sorumluluk: Özel Hastanelere ve Doktorlara Karşı Tazminat Davaları
- Kasten Yaralama Suçunda Sınırları Anlamak: Ağırlaştırıcı Haller ve Şikayetten Vazgeçmenin Hukuki Sonuçları
- CMK 100: Tutuklama Nedenleri ve Şartları
Kaynakça
Mevzuat
- 2219 Sayılı Hususi Hastaneler Kanunu, Kanun No: 2219, Kabul Tarihi: 24.5.1933, RG 24.05.1933-2409.
- 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, Kanun No: 2577, Kabul Tarihi: 6.1.1982, RG 20.01.1982-17580.
- 3359 Sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, Kanun No: 3359, Kabul Tarihi: 7.5.1987, RG 15.05.1987-19461.
- 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Kanun No: 5510, Kabul Tarihi: 31.5.2006, RG 16.06.2006-26200.
- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, Kanun No: 5237, Kabul Tarihi: 26.9.2004, RG 12.10.2004-25611.
- Özel Hastaneler Yönetmeliği, RG 27.03.2002-24708.
Yargı Kararları
- [1] Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 15.06.2015, E. 2015/2252, K. 2015/11034
- [2] Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 07.12.2015, E. 2015/11118, K. 2015/19013
- [3] Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 24.05.2017, E. 2015/1334, K. 2017/4120
- [4] Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14.10.2016, E. 2015/2107, K. 2016/5231