
Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim, hukuk düzeni üzerinde köklü dönüşümler yaratmış olup bu dönüşüm süreci hâlen devam etmektedir. Değişimi görebildiğimiz en önemli alanlardan biri kuşkusuz ceza hukuku bakımından gerçekleşmiş olup hukukçuları bazı ilkeler ve değerlendirmeleri yeniden gözden geçirmeye itmiştir. Yapay zekanın gelişmesi, suç unsuru, suçun işlenişi, suçun faili, cezai sorumluluk ve illiyet bağı bakımından yeni perspektifler kazanmamıza neden olmuştur. Bu bağlamda, ceza hukukunun temelini oluşturan kusur ilkesi ve kusursuz ceza olmaz prensibi, yapay zekâ uygulamaları karşısında yeniden değerlendirilmesi gereken bir nitelik kazanmaktadır.[1] Geleneksel ceza hukukunda bu kavramlar, çoğunlukla doğrudan insan davranışına dayalı olarak ve yerleşik yöntemler çerçevesinde ele alınırken; yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen eylemler, hukukçuları bu kalıpların dışına çıkmaya ve yeni değerlendirme ölçütleri geliştirmeye zorlamaktadır.
Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişim, hukuk düzeni üzerinde köklü dönüşümler yaratmış olup bu dönüşüm süreci hâlen devam etmektedir. Değişimi görebildiğimiz en önemli alanlardan biri kuşkusuz ceza hukuku bakımından gerçekleşmiş olup hukukçuları bazı ilkeler ve değerlendirmeleri yeniden gözden geçirmeye itmiştir. Yapay zekanın gelişmesi, suç unsuru, suçun işlenişi, suçun faili, cezai sorumluluk ve illiyet bağı bakımından yeni perspektifler kazanmamıza neden olmuştur. Bu bağlamda, ceza hukukunun temelini oluşturan kusur ilkesi ve kusursuz ceza olmaz prensibi, yapay zekâ uygulamaları karşısında yeniden değerlendirilmesi gereken bir nitelik kazanmaktadır.[1] Geleneksel ceza hukukunda bu kavramlar, çoğunlukla doğrudan insan davranışına dayalı olarak ve yerleşik yöntemler çerçevesinde ele alınırken; yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen eylemler, hukukçuları bu kalıpların dışına çıkmaya ve yeni değerlendirme ölçütleri geliştirmeye zorlamaktadır.
Yapay Zekânın Siber Suçlarda Kullanımı ve Hukuki Niteliği
Özellikle siber suçların işleyişinde ve değişiminde yapay zekanın etkisi daha gözlemlenebilir hale gelmiştir. Yapay zekanın gelişmesiyle ve teknolojinin herkes için artık daha ulaşılabilir hale gelmesiyle birlikte suçun hazırlık ve icra süreci hızlanmış ve suçun etkileri daha kapsamlı hale gelmiştir. Böylelikle yapay zeka suçun işlenmesine daha kolay zemin hazırlayarak siber suçları daha kolay işlenebilir hale getirmiş ve suçun icra biçimini dönüştürmeye başlamıştır. Doktrinde de yapay zekâ sistemlerinin ceza hukuku bakımından sorumluluğu konusunda farklı yaklaşımlar bulunduğu ve bu sistemlerin klasik sorumluluk anlayışını zorladığı ifade edilmektedir.[2] Böylece ortaya şu soru çıkmaktadır: Ceza hukukunda fiil kime isnat edilmelidir? Zira geleneksel ceza hukuku sisteminde fiili failin iradi davranışıyla bağlarken herhangi bir problemle karşılaşmayız. Fakat yapay zeka insan iradesi ve müdahalesi olmadan da karar alabilir ve bu da irade bağı sorgulamamıza neden olmaktadır.
Bu durum da beraberinde bazı sorunlara yol açmıştır. Yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen eylemlerde sorumluluğu doğrudan kullanıcıya mı yüklemeliyiz, sistemi geliştiren kişiye mi yüklemeliyiz yoksa sistemi yöneten tüzel kişiye mi yüklemeliyiz? Dolayısıyla yapay zekânın hukuki niteliğini belirlerken aynı zamanda cezai sorumluluğun sınırlarını da belirlemek durumundayız.
Bu doğrultuda şunu da söylemek gerekir ki yapay zeka kullanılarak gerçekleştirilen fiillerde isnat durumunu belirlerken geleneksel yolların dışına çıkılması gerekmektedir. “Ceza hukuku anlamında bir suçun meydana gelebilmesi için fiilin var olması şarttır.”[3] Bizim için alışılmış olan da budur. Oysa ki yapay zekânın otonom sistemi ve veri temelli öğrenme süreçleri sonucunda beklenmeyen çıktılar üretebilmesi, bu bağı zayıflatır. Bu durum, yapay zekâ sistemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesini ve bu sistemler aracılığıyla gerçekleştirilen eylemlerin hangi koşullarda faile isnat edileceğinin açıklığa kavuşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Pratikte ise siber saldırıların geneline bakıldığında fiilin hazırlık ve icra sürecinde birden fazla aktöre rastlanabilmektedir. Bu bakımda da sorumluluğun doğru aktörler arasında bölünmesi önem kazanmaktadır.
Yapay Zekâ Aracılığıyla İşlenen Siber Suçlarda Failin Belirlenmesi
Şüphesiz ceza hukukun en önemli konularından biri yapay zeka destekli işlenen siber suçlarda failin kim olduğunun belirlenmesidir. “Kanunun kabul ettiği sistemin sonucu olarak fail; kanunda gösterilen tipik fiili gerçekleştiren kişidir.”[4] Ancak yapay zeka bu tanımın sınırları dışına çıkaracak belirsizlik yaratmaktadır. Bu yüzden de yapay zekayla işlenen siber suçlarda aktörleri doğru şekilde ayırıp sorumlulukları ayrı ayrı değerlendirmek gerekmektedir.
Böylelikle yapay zekâ aracılığıyla işlenen siber suçlarda faili belirlerken önce sistemi kullanan kişiyi analiz eder ve sorumluluğunu belirleriz. Öyle ki, sistemi kullanan kişi bunu bir amaç doğrultusunda yapmış olup fiilin gerçekleştirilmesinde etkin rol oynamaktadır. Bu nedenle, sistemin bilinçli ve hukuka aykırı bir amaçla kullanılması halinde, cezai sorumluluğun doğrudan kullanıcıya yükletilmesi gerektiği kabul edilebilir.
Bununla birlikte, bazı durumlarda yapay zekâ sistemini geliştiren kişiyi de sorumlu tutabiliriz. Bunu en çok gözlemlediğimiz durumlar yapay zekanın hukuka aykırı sonuçlar doğurduğu durumlardır; zira bu halde gerekli önlemleri almayan ve riskleri öngörmeyen geliştiriciyi de sorumlu tutabiliriz.
Diğer yandan “Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz.”[5] Dolayısıyla tüzel kişi bakımından zorunluluk öngöremiyoruz. Ancak Türk ceza hukukunda tüzel kişilere güvenlik tedbiri bakımından bazı yaptırımlar uygulayabiliriz.
Yapay Zekâ Aracılığıyla İşlenen Fiillerde İlliyet Bağı
Ceza hukukunda illiyet bağına ilişkin olarak doktrinde de ifade edildiği üzere illiyet bağı, fiil ile netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisidir.[6] Cezai sorumluluğun belirlenmesi ve doğru şekilde paylaştırılması için illiyet bağını bulmak zorunludur. Zira ancak bu şekilde fiil ile netice arasında doğrudan ilişki kurabiliriz. Ancak yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen fiillerde, bu bağın kurulması klasik durumlardan daha karmaşık bir hâl almaktadır.
Bu bağlamda, klasik ve alışılagelmiş ölçütleri bir kenara bırakıp sınırların dışına çıkılması bir zorunluluk haline gelmiştir. Öncelikle yapay zeka aracılığıyla işlenen suçun kapsamını anlamak gerekir, sonrasında ise uygun nedensellik (adequate causation) teorisi ile meydana gelen netice ile fiil arasında bağ olup olmadığına bakılmalıdır. Yapay zeka zaman zaman beklenmedik sonuçlar doğurabildiği için elverişlilik araştırması yapmak zorlaşabilmektedir.
Bununla birlikte, yapay zekaya insan müdahil olduğu takdirde illiyet bağının tamamen kesik olduğunu savunamayız. Sistemin eğitilmesi, veri setlerinin belirlenmesi ve kullanım amacının tayin edilmesi gibi süreçlerde açıkça görülen insan etkisini görmezden gelip illiyet bağının koptuğunu söylemek yanlış bir değerlendirme olacaktır. Bu nedenle, yapay zekâ aracılığıyla meydana gelen zararlı neticelerde illiyet bağının kesildiğini kabul etmek yerine, bu bağın dolaylı ve çok katmanlı bir nitelik kazandığını kabul etmek daha isabetli olacaktır.
Cezai Sorumluluğun Sınırları ve Genel Değerlendirme
Yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte genel ceza hukuku temel kavramlarını terk edip yeniden yorumlama yaptığımız bir sürece girmiş bulunmaktayız. Özellikle siber suçlar bakımından yapay zekânın kullanımı, failin belirlenmesi, illiyet bağının kurulması ve cezai sorumluluğun sınırlarının çizilmesi konularında önemli tartışmalar ortaya çıkarmaktadır. Geleneksel ceza hukuku anlayışında suçun unsurlarını ve sorumluluk hususunu belirlemede bu kadar problem yaşamazken yapay zeka destekli işlenen siber suçlarda belirsizlik ve öngörülemezlik sebebiyle değerlendirme yapmamız daha güç bir hal almıştır. Birden fazla aktörlerin söz konusu olması ise hukukçuların daha fazla zorlanmasına neden olmaktadır.
Bu kapsamda, yapay zekâ aracılığıyla gerçekleştirilen eylemlerde failin belirlenmesi bakımından kullanıcı, geliştirici ve tüzel kişi arasındaki ilişkinin somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. İlliyet bağı bakımından ise yapay zekâ sistemlerinin ortaya çıkardığı sonuçların değerlendirilmesinde klasik nedensellik teorilerinin tek başına yeterli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, illiyet bağının tespitinde insan müdahalesinin derecesi, sistemin öngörülebilirliği ve ortaya çıkan sonucun olağan akış içerisinde olup olmadığı gibi unsurlar birlikte dikkate alınmalıdır.
Sonuç
Yapay zekâ aracılığıyla işlenen siber suçlar bakımından ceza hukukunun mevcut kavramlarının tamamen terk edilmesi gerekmemekle birlikte, bu kavramların yapay zekâ teknolojilerinin özellikleri dikkate alınarak esnek ve dinamik bir şekilde yorumlanması zorunludur. Bu doğrultuda, hem doktrinde hem de uygulamada geliştirilecek yeni yaklaşımlar, yapay zekâ çağında ceza hukukunun etkinliğini sürdürebilmesi bakımından belirleyici olacaktır.
Kaynakça ve Dipnotlar
- Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 19. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2023. ↩
- Hallevy, Gabriel, When Robots Kill: Artificial Intelligence under Criminal Law, Northeastern University Press, 2013. ↩
- Koca, Mahmut, Türk Ceza Hukukunda Nedensellik Bağlantısı, s. 69. ↩
- Keçelioğlu, Elvan, “Alman Ceza Hukukunda Faillik”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 65, 2006, s. 73-88. ↩
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 20/2. ↩
- Artuk, Mehmet Emin / Gökcen, Ahmet / Yenidünya, A. Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara. ↩