Vücut dokunulmazlığı, anayasal güvence altında olan en temel haklarımızdan biridir. Bu hakkın ihlali anlamına gelen kasten yaralama suçu (TCK 86), en sık karşılaştığımız suç tiplerinin başında gelir. Ancak her yaralama eylemi, hukuk nezdinde aynı sonucu doğurmaz. Kanun koyucu, bir anlık öfkeyle atılan bir tokat ile planlanarak ve özel bir kinle işlenen ağır bir yaralama fiili arasına derin hukuki ayrımlar çizmiştir. Bu ayrımların en önemlisi, suçun “basit” ve “nitelikli/ağırlaşmış” halleri arasındaki fark ve buna bağlı olarak mağdurun şikayetinin yargılamanın kaderi üzerindeki etkisidir. Pek çok kişi, mağdurun “şikayetimden vazgeçiyorum” demesinin, faili her durumda ceza almaktan kurtaracağını düşünür. Oysa bu, hukuki bir yanılgıdan ibarettir. Bu yazıda, kasten yaralama suçunun hangi hallerde ağırlaştığını ve mağdurun iradesinin ne zaman ve neden yargılamayı sona erdiremeyeceğini inceleyeceğiz.
Suçun Temel Formu ve “Basit Tıbbi Müdahale” Anahtarı
Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin ilk fıkrası, suçun temel halini tanımlar: “Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Bu, suçun en yalın şeklidir. Ancak bu fıkranın hukuki kaderini belirleyen asıl unsur, aynı maddenin ikinci fıkrasında gizlidir. Eğer yaralama fiili, “basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif” ise, suçun soruşturulması ve kovuşturulması mağdurun şikayetine bağlıdır.
Uygulamada bu ne anlama gelir? Bir yaralama olayı sonrası alınan adli tıp raporunda, yaralanmanın “BTM ile giderilebilir” olduğu belirtilmişse, yargılama mekanizmasının çalışması için tek bir şart vardır: Mağdurun şikayetçi olması. Mağdur şikayetçi olmazsa soruşturma başlamaz; başladıktan sonra şikayetinden vazgeçerse, ceza davası düşer[1]. İşte “şikayetten vazgeçme davayı bitirir” şeklindeki yaygın kanı, sadece ve sadece bu sınırlı durum için geçerlidir.
İşte Durumu Değiştiren Haller: Ağırlaşmış Yaralama
Peki, mağdurun iradesini etkisiz kılan ve devleti, mağdur affetse bile failin peşini bırakmamaya zorlayan durumlar nelerdir? İşte bu durumlar, kanunda “ağırlaştıran haller” olarak tanımlanmıştır. Bu hallerin varlığı, suçu artık kişiye karşı işlenmiş basit bir fiil olmaktan çıkarıp, kamu düzenini bozan ve toplumun adalet duygusunu zedeleyen bir eyleme dönüştürür. Bu nedenle suç, artık şikayete bağlı olmaktan çıkar ve savcılık tarafından re’sen (kendiliğinden) takip edilir.
Yargıtay’ın da kararlarında istikrarlı bir şekilde vurguladığı bu nitelikli halleri iki ana başlıkta inceleyebiliriz:
1. Fiilin Sonucuna Göre Ağırlaşan Haller (TCK 86/2)
Burada kanun koyucu, eylemin kendisinden çok, yarattığı yıkıcı sonuca odaklanır. Eğer kasten yaralama fiili sonucunda;
- Mağdurun bir duyusu veya organının işlevi sürekli zayıflamışsa,
- Konuşmasında sürekli zorluk ortaya çıkmışsa,
- Yüzünde sabit bir ize neden olunmuşsa,
- Hayatı tehlikeye girmişse,
- Gebe bir kadına karşı işlenip çocuğunun vaktinden önce doğumuna veya düşmesine neden olunmuşsa,
suç artık basit yaralama değildir. Bu durumlarda ceza, temel cezanın bir veya iki katı oranında artırılır ve daha da önemlisi, mağdur “ben şikayetçi değilim” dese bile kamu davası devam eder.
2. Suçun İşleniş Şekli veya Mağdurun Kimliği Nedeniyle Ağırlaşan Haller (TCK 86/3)
Bu kategoride ise eylemin arkasındaki motivasyon, kullanılan araç ve hedeflenen kişinin kimliği ön plana çıkar.
- Kutsal Aile Bağına İhanet: Suçun üstsoya, altsoya, eşe[2] veya kardeşe karşı işlenmesi, kanun koyucunun en ağırlaştırıcı sebeplerden biri olarak gördüğü durumdur. Aile içi şiddetin bu türü, şikayete bağlı değildir.
- Zayıfa Karşı İşlemek[3]: Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan birine karşı işlenmesi de suçu nitelikli hale getirir.
- Canavarca His veya Eziyet: Failin, sadece acı vermekten zevk aldığı “canavarca hisle” veya mağdura sistematik olarak acı çektirerek “eziyetle” fiili işlemesi, insanlık onuruna yapılmış bir saldırı sayılır ve re’sen takibi gerektirir.
- Silah Faktörü: Suçun “silahla” işlenmesi, en sık karşılaşılan nitelikli haldir. Yargıtay içtihatlarına göre “silah” kavramı oldukça geniştir. Tabanca ve bıçak gibi klasik silahların yanı sıra, olayda kullanılan bir sopa, tornavida, cam şişe, taş, hatta bir terlik dahi, kullanılış amacına ve yaralama potansiyeline göre silah sayılabilmektedir[4]. Bu nedenle, bir kavgada karşı tarafa sopa ile vurmak, basit bir yaralama değil, TCK 86/3-e uyarınca nitelikli yaralamadır ve şikayete tabi değildir.
- Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle: Mağdur kamu görevini yerine getirilmesi dolayısıyla kendisine yöneltilmiş bir suç neticesinde yaralanmış ise bu kapsamda ele alınır[5].
- Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmişse: Kamu görevlisi görevi dolayısıyla elde ettiği egemenliği, gücü yani nüfuzu kasten yaralama suçunu işlerken kullanırsa suçun ağırlaştırılmış haline tabi olur[6].
3. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşan Haller (TCK 87)
Organların birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya tamamen yitirmesi, konuşmada sürekli zorluk ya da yetinin kaybı, yüzde sabit iz ya da sürekli değişikliğe sebep olma, gebe bir kadına karşı suçun işlenmesi halinde düşük ya da erken doğuma sebep olma, yaşamı tehlikeye sokma, hastalığa veya bitkisel hayata girmeye sebep olma gibi nedenler TCK 87 kapsamında netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak belirlenmiştir ve şikayete tabi değillerdir.
Sorumluluk ne şekilde saptanacak? Ortaçağdan kalan “hukuka aykırı bir durumda olan bütün neticelerine katlanır” anlayışıyla kişiyi yapmaya kastetmediği neticeden sorumlu tutma hali doğabilecektir. Ancak TCK 23’e göre bu sorumluluğun doğması için fiilin kastedilen neticeden daha ağır sonuç doğacağı yönünde en azından taksirle işlenmesi gerekir. Bu madde ile kusura dayalı bir sorumluluk anlayışı benimsenmiştir[7].
Mağdurun hastalığı nedeniyle netice ağırlaşmışsa? Basit bir yaralama kastıyla işlediği suç ölümle neticelendi, bu durumda ne olacak? Bu durumda fail mağdurun hastalığını biliyor muydu, bilmiyor muydu? İşte araştırılması gereken husus budur. Hastalığı bilip, neticeyi de öngörebileceği hallerde ölümden failin bilinçli taksirle sorumlu olması gerektiği, aksi halde basit taksirle ölüme neden olmaktan cezalandırılması gerektiğini yansıtan kararlar mevcuttur[8]. Ancak hastalığı bilse dahi ölüm neticesinin öngörülmesi mümkün değilse kişinin taksirle öldürmeden sorumlu tutulmaması gerektiği yönünde kararlar da mevcuttur[9].
Sonuç: Şikayet Bir Lütuf Değil, Sınırlı Bir Haktır!
Görüldüğü üzere, kasten yaralama suçunda mağdurun şikayeti, davanın seyrini belirleyen mutlak bir güç değildir. Bu hak, yalnızca kanunun en hafif kabul ettiği, sonuçları “basit tıbbi müdahale” ile giderilebilen ve hiçbir nitelikli unsur barındırmayan yaralama fiilleri için geçerli bir “dava bitirme” anahtarıdır.
Fiil, aile bireyine yöneldiğinde, bir silahla işlendiğinde veya ağır bir sonuca yol açtığında, artık mesele iki kişi arasındaki bir husumet olmaktan çıkar. O eylem, kamu düzenine ve toplumsal barışa yönelik bir tehdit olarak algılanır. Bu noktadan sonra devlet, kendi adalet mekanizmasını işletir ve mağdurun sonradan değişen iradesine veya affına değil, işlenen fiilin ağırlığına odaklanır. Bu ilke, hem vücut dokunulmazlığının ne kadar ciddi bir koruma altında olduğunu gösterir hem de özellikle aile içi şiddet gibi durumlarda mağdurun baskı altında şikayetini geri çekmesi ihtimaline karşı bir güvence oluşturur. Ceza yargılamasında mahkumiyet kararının sonuçlarını anlamak için HAGB kurumunun işleyişi hakkındaki yazımız da faydalı olacaktır.
İlgili Yazılarımız
- HAGB Nedir, Nasıl İşler?
- TCK 158 Nitelikli Dolandırıcılık: Savunma ve Etkin Pişmanlık
- TCK 191 Uyuşturucu Madde Kullanma Suçunda Denetimli Serbestlik
Kaynakça
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2016/28076, K. 2016/1057, Karar Tarihi: 19.01.2016. ↩
- MK’ya uygun kurulmuş bir resmi evliliğin suç işlendiği sırada varlığı aranır. Bkz. Tezcan/Erdem/Önok, Ceza Özel Hukuku, Seçkin, 23. baskı, s.152.
- Bozbayındır vd., Özel Ceza Hukuku Cilt II Kişilere Karşı Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, s. 151.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2015/29671, K. 2016/8308, 04.04.2016; Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2021/5256, K. 2021/6995, 15.04.2021.
- Bozbayındır vd., s. 152.
- Bozbayındır vd., s. 153.
- Türk Ceza Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/593), TBMM, 22. Dönem, S Sayısı: 664, s. 428-430.
- Yaşar/Gökcan/Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, s.537.
- Yargıtay 12. CD, E. 2011/22056, K. 2012/17504, 26.01.2012.