I. Giriş
Ceza hukuku binlerce yıldır tek bir soruya cevap arar, kimin yaptığı. Bu soruyu belki de ilk defa cevapsız bırakabilecek teknoloji yapay zekâdır. 2018 yılında Amerika’nın Arizona eyaletinde bir otonom araç karşıdan karşıya geçmekte olan 49 yaşında kadın bir yayaya çarptı ve hayatını kaybetmesine sebep oldu. Soruşturmanın başlamasının ardından bir sorunla karşılaşıldı, aracı kullanan ve yargılanabilecek bir şoför yoktu. Kim cezalandırılacaktı geliştirici şirket mi, güvenlik operatörü mü, yazılımcı mı yoksa ortada bir fail yok muydu? Sistem ne tam anlamıyla bir araçtır ne de hukuki anlamda bir fail. Hukuk bu ikisi arasında kalmaktadır.
Bu makale üç temel soruyu yanıtlamaya çalışmaktadır. Birincisi, mevcut ceza hukuku yapay zekânın neden olduğu zararlarda sorumluluğu kime ve nasıl atfedebilir? İkincisi, bir kişinin yapay zekâyı suç işlemeye yönlendirmesi mevcut hukukta “azmettirme” mi yoksa “dolaylı faillik” mi sayılır? Üçüncüsü, bu boşlukları kapatmak için Türk hukuku ne yapmalıdır? Çalışma sırasıyla yapay zekânın hukuki kimliği tartışmasını, ceza hukukunun temel unsurlarının YZ’ye uygulanabilirliğini, uluslararası literatürde Hallevy tarafından geliştirilen üç sorumluluk modelini ve karşılaştırmalı hukuk perspektifinden AB’nin güncel düzenlemelerini ele alacaktır. Yapay zekânın suç işlemek için bir araç olarak kullanılması boyutunu ise Siber Suçlarda Yapay Zeka yazımızda ayrıntılı olarak incelemiştik.
II. Köleden Algoritmaya: Yapay Zekânın Hukuki Kimliği
Yapay zekânın yargılamadaki konumunu tartışabilmek için önce hukuki kimliğinin netleştirilmesi gerekmektedir. Bu sorun, aslında hukuk tarihinin tanıdık bir sorunudur. Roma hukukunda köle ne tam anlamıyla bir eşya ne de tam anlamıyla bir kişiydi; yaptığı işlemlerin hukuki sonuçları sahibine akıyordu. Yapay zekânın kimlik sorunu tartışılmaya başlandığında ortaya çıkan görüşlerden bir tanesi ve özellikle Roma hukukçularının benimsediği görüş YZ’yi dijital köle olarak sınıflandırmaktı. Ancak günümüzde kölelik statüsünün tamamen ilga edilmiş olması ve insan üretimi de olsa irade ve otonomi sahibi olabilen insansı varlıkların “köle” statüsüne indirgenmesinin, çağdaş hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmayan ciddi etik ve yasal sorunlar yaratacağı öngörülmektedir. Bu süreçte farklı kategorileştirme çalışmaları bulunsa da en öne çıkan model 2013 Avrupa Komisyonu öncülüğünde oluşturulan “elektronik kişilik” modelidir. Bu model otonom davranış kapasitesine sahip yapay zekâ varlıklarına sui generis bir hukuki statü tanınması önerilmektedir. Öte yandan Kutluay, meseleyi haklar-sorumluluklar dengesi üzerinden ele almaktadır. Yazara göre devletli topluma geçişle birlikte haklara sahip olmak birtakım sorumlulukları yerine getirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu tespitin yapay zekâya uygulanması temel sorunlar açığa çıkartır: duygu yoksunu, pişmanlık duymayan ve toplumsal sorumluluğun bilincinde olmayan bir varlığa hak ve sorumluluk yüklemek, mevcut hukuku zorlamaktadır. Türk hukuku açısından ise tablo daha nettir. TMK m.8 hükmü uyarınca hak ehliyeti yalnızca insana tanınmış olup yapay zekâya özgü herhangi bir statü düzenlemesi mevzuatta yer almamaktadır. 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu kapsamında yapay zekâ sistemleri “gayri maddi mal” olarak ürün kategorisine dahil edilmiş olmakla birlikte, bu düzenleme bir hukuki statü değil yalnızca bir ürün sorumluluğu rejimidir.
III. Fail Olmanın Felsefi Temelleri
Ceza sorumluluğu özü başka türlü davranmayı seçebilme imkanına dayanır. Doğan’ın ifadesiyle, eylemlerimizin ve seçimlerimizin bize bağlı olduğuna, başka türlü davranma ya da çok daha farklı kararlar alma şansımızın olduğuna dair örtük ve devamlı inancımız “özgür irade” inancını oluşturmaktadır. Spinoza’nın determinist evren anlayışı da bu çerçeveyi güçlendirmektedir: evrende rastgelelik bulunmadığını, her şeyin zorunlulukla işlediğini savunan bu yaklaşıma göre yapay zekâ da algoritmasının dışına çıkamaz ve zorunlulukla eyler. Dolayısıyla sadece kendini oluşturan kodlar ışığında hareket eden yapay zekânın fail olmak için gerekli olan özgür iradesinin olmadığı görülmektedir. Kodlarının ötesine geçerek kendi kendine öğrenebilen ve önceden tahmin edilemez planlanmamış kararlar alabilen bir yapay zekâ modeli için özerk karar verme kapasitesinden söz etmek mümkün olabilir. Ancak hukuki faillik için bu yeterli midir? Hukuki faillik için bu yetmez, gerçekten fail olabilmek için sadece bağımsız kararlar verebilmek değil bu kararların ağırlığını hissetmek ve kararların ardından pişmanlık, korku ve sorumluluk duygusu hissedebilmek gerekir. Algoritma ne kadar karmaşık ve gelişmiş olursa olsun bu duygusal deneyimden yoksundur ve bir özne olarak gerçek dünyayı yaşayamaz. Nitekim Kutluay’ın da belirttiği üzere, duygudan yoksun bir varlık sorumluluk bilincine sahip olamaz ve dolayısıyla sorumlu tutulamaz.
IV. Ceza Hukukunun Temel Unsurları Karşısında Yapay Zekâ
Türk ceza hukukunda sorumluluğu bir insandan kaynaklanan hukuka aykırı bir hareket oluşturur. Bu tanımda iki unsur vardır: hareketin bir insandan kaynaklanması ve hareketin iradi olması. Yapay zekâ her iki unsur bakımından da sorun içermektedir.
Kelep Pekmez’in tespitine göre otonom araçlar insanlar gibi öğrenebilir, bazı kararlar verebilir; ancak bu öğrenme becerileri ve karar verme yeteneklerinin özgür bir iradeyi oluşturmaya yetmediği kabul edilmelidir. İnsanı bir suçun faili yapan şey özgür iradesinin bulunmasıdır. Yapay zekâya sahip otonom araçların bu temel özellikten yoksun olmaları onların özgür bir iradeye sahip olmalarını engellemektedir.
Pratik sonuç şu şekildedir: bir otonom araç kural ihlali yaparak kırmızı ışıkta geçerek bir yayaya çarptığında, ya da seyir sırasında hız limitini aşarak trafiği tehlikeye soktuğunda bu eylemlerin hiçbiri klasik anlamda bir iradi insan hareketi olarak değerlendirilip cezanın konusu yapılamaz. Bu çerçeve ışığında otonom araçların ceza sorumluluğuna sahip varlıklar olarak kabul edilmeleri mümkün olmamaktadır.
Hukukumuzda ceza sorumluluğu kural olarak kastı esas alır, suç tipolojisinde ayrıca belirtilmesi durumunda taksirle de işlenebilir. Her iki unsur da yapay zekâ bakımından değerlendirilmelidir.
Kast bakımından incelediğimizde iradeden söz edemediğimiz YZ’nin “kastettiği” bir sonuç olup olmadığını belirlemek imkansızdır. Taksir açısından değerlendirdiğimizde ise taksir dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalini gerektirirken bu yükümlülük objektif olarak belirlenmeli ve belirli bir kişiye yüklenebilmelidir. YZ söz konusu olduğunda bu yükümlülüğün ait olduğu kişinin tespiti belirsizdir.
Meselenin teknik boyutu ise ayrı bir sorun katmanı oluşturmaktadır. Derin öğrenme ve sinir ağı mimarisi kullanan modern yapay zekâ sistemlerinde karar alma süreçleri, sistemi tasarlayan mühendisler dahil hiç kimse tarafından tam olarak izlenememekte ve açıklanamamaktadır. Bu olgu literatürde “kara kutu problemi” olarak adlandırılmaktadır. Yazılım geliştirici bir hata sonucunda sistemin kişisel verileri paylaşmasına ya da trafik güvenliğini tehlikeye atmasına yol açan kararı “kastetmiş” midir? Bu soruya cevap verilmeden kast ya da taksirin ispatı olanaksızlaşmaktadır.
Sonuç olarak YZ ne maddi unsur ne de manevi unsur bakımından mevcut ceza hukukumuzun kalıplarına uyum sağlamamaktadır. Ortaya çıkan bu boşluk ileride ele alınacak sorumluluk modellerini zorunlu kılmıştır.
V. Algoritma Doğrudan Cezalandırılabilir mi?
Önceki bölümlerde incelendiği üzere YZ ne iradi hareket ne de kast/taksir unsurunu karşılayabilmektedir. Bu tespitin ardından yanıtlanması gereken soru şu olmalıdır, mevcut hukuk sistemimiz içerisinde algoritma doğrudan yaptırımın muhatabı olabilir mi?
Türk ceza hukuku sistemi, gerçek kişiler dışındaki kişilerin ceza sorumluluğunu kabul etmemektedir. Anglosakson hukukundan farklı olarak tüzel kişilerin ceza sorumlulukları bulunmamakta, tüzel kişilere yalnızca güvenlik tedbiri uygulanabilmektedir. YZ tüzel kişilikten dahi yoksundur dolayısıyla bu sınırlı düzenlemeden dahi yararlanamaz.
Yaptırımın amacı da inceleme bakımından bazı soru işaretleri doğurmaktadır. Ceza hukukunda yaptırımın üç işlevi bulunmaktadır: caydırıcılık, ıslah ve toplumun korunması. Caydırıcılık ve ıslahın duygulara sahip olmayan YZ bakımından işlemesinin beklenmesi rasyonel olmayacaktır. Kutluay bu argümanı bir adım daha ileri taşımaktadır: yapay zekâ, bir suç nedeniyle yine bir başka duyguya denk gelen ceza alma korkusunu yaşamayacaktır. Diğer bir ifadeyle ceza verilmesinde istenen caydırma ve ıslah etme hedefine ulaşılması söz konusu olmayacaktır.
Bu değerlendirmeler ceza hukukunun yaptırım felsefesi ile doğrudan çelişen bir sonuç doğurur. Eğer bir varlık cezadan korkmuyorsa ceza ne onu caydırabilir ne de ıslah edebilir. Geriye “toplumun korunması” işlevi kalır bu da algoritmayı devre dışı bırakmak ya da kısıtlamak gibi teknik önlemlerle, cezai yaptırım olmaksızın sağlanabilir.
Üç ayrı gerekçe, YZ için doğrudan cezai sorumluluğun mevcut hukuk çerçevesinde imkânsız olduğunu göstermektedir. Birincisi, TCK yalnızca gerçek kişileri fail olarak tanımaktadır. İkincisi, kast ve taksirin ispatı için zorunlu olan irade ve bilinç unsurları YZ’de bulunmamaktadır. Üçüncüsü ve en çarpıcısı, ceza vermenin kendisi caydırma ve ıslah duygusal kapasiteyi gerektirmekte; algoritma ise bu kapasiteden yapısal olarak yoksundur.
VI. Hallevy’nin Üç Modeli: Mevcut Hukukla Çözüm Mümkün mü?
YZ’nin doğrudan fail olamayacağı tespit edildikten sonra mevcut ceza hukuku çerçevesinde YZ’nin neden olduğu zararları nasıl tazmin edeceğiz? İsrailli hukukçu Prof. Gabriel Hallevy, bu soruya sistematik bir yanıt vermek amacıyla üç temel sorumluluk modeli geliştirmiştir. Modeller, YZ’yi fail olarak değil sorumluluk zincirinin içinde konumlandırmakta; asıl sorumluluğu arkasındaki insan aktörlere yüklemektedir.
VI.1 Model 1 – Dolaylı Faillik
İlk model YZ’yi sadece bir ajan olarak değerlendirir. Hallevy’ye göre bu modelde YZ, tıpkı bir silah ya da araç gibi kullanılmaktadır, kastın bulunduğu kişi ise arkasındaki insan programcı ya da kullanıcıdır. Modele göre YZ’yi suç işlemek amacıyla programlayan veya yönlendiren kişi, dolaylı fail sıfatıyla tam cezai sorumluluk taşımaktadır.
VI.2 Model II – Doğal ve Muhtemel Sonuç Modeli
İkinci model taksir zemininde kurulmaktadır. Hallevy, bu modelde programcının ya da kullanıcının suçu kasıtlı olarak planlamadığını ancak sistemin doğurabileceği tehlikeleri makul bir insan olarak öngörmesi gerekirken öngörmediğini esas almaktadır. Sorumluluk, kasttan değil ihmalden kaynaklanmaktadır. Örneğin araçtaki sensörün hatalı çalışması sonucu küçük bir çocuğu insan olarak algılayamaması ve çocuğun ölümü gibi bir olayda, sensörün bu hatayı üretebileceğini öngörebilen programcı ya da üretici taksirle sorumlu tutulabilecektir.
VI.3 Model III – Doğrudan Sorumluluk Modeli
Üçüncü model ise en yenilikçi olan modeldir. Hallevy, YZ’nin hem maddi unsuru hem de manevi unsuru kendi oluşturabileceği durumlarda bizzat fail olabileceğini teorik olarak savunmaktadır. Bu model, güçlü yapay zekâ varsayımına yani gerçek anlamda bilinç ve irade kapasitesine dayanmaktadır. Ancak model teorik bir sınırda kalmaktadır çünkü mevcut yapay zekâ sistemleri özerk iradeden yoksundur; dolaylı değil, ontolojik anlamda özgür bir irade sergilememektedir.
VI.4 Sonuç
Sonuç olarak değerlendirmek gerekirse üç modelin ortak paydası şöyledir: modellerin tamamı, YZ’nin neden olduğu zararı sonradan insan aktörlere atfetmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım mevcut hukukun genişletilmesi anlamında değerlidir; ancak güçlü yapay zekâ sistemlerin ürettiği öngörülemeyen zararlar söz konusu olduğunda modellerin tamamı gerilmektedir.
Kelep Pekmez’in tespiti bu gerilimi net biçimde özetlemektedir: YZ’den kaynaklanan mevcut ceza hukuku problemleri, herhangi bir değişiklik yapılmasına gerek olmaksızın yürürlükteki düzenlemelerle çözülebilir görünmektedir; ancak bu araçların özelliklerinin geliştirilmesi veya otonom sistemlerin farklı alanlarda kullanılmaya başlanması durumunda yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulacaktır. Yani Hallevy’nin modelleri bugün için geçici bir köprüdür kalıcı bir çözüm değildir.
VII. Algoritmalar Fail Olamazsa Sorumlu Kim?
Halihazırda mevcut hukuk çerçevesinde algoritmaların fail olamayacağı görüşümüzün kesinleşmesi onların neden olduğu zararların ceza hukuku bakımından kime atfedileceği sorusunu tekrar gündeme getirmektedir. Kelep Pekmez’e göre sorumluluk zinciri temelde dört aktörden oluşmaktadır: sürücü, programcı, üretici ve kullanıcı.
VII.1 Sürücü
Kasten işlenen suçlar bakımından iki senaryo mümkündür. Birincisi, sürücünün otonom aracı doğrudan bir vasıta olarak kullanarak birine kasıtla zarar vermesidir; örneğin, aracı yoldaki bir bisiklet sürücüsüne çarpmak üzere programlaması ve bunun neticesinde bisiklet sürücüsünün yaralanması ya da ölmesi. Bu halde ceza hukuku kuralları geçerli olacak, sürücü icrai bir hareketiyle gerçekleşen suçtan doğrudan sorumlu tutulacaktır. İkincisi, aracın hız limitini aştığını bilen kullanıcının buna rağmen aracını şehir içinde kullanmasıdır; bu durumda kullanıcı trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokmak suçundan sorumlu tutulabilecektir.
Taksirle işlenen suçlar bakımından mesele daha karmaşıktır. Daha önce de tartışıldığı üzere dikkat ve özen yükümlülüğü, belli bir kişiden soyut bir gereklilik yargısını ifade eder ve objektif olarak belirlenmelidir. YZ sistemine tamamen güvenmek ile sisteme hiç güvenmeyip müdahale etmek, her iki durumda da sürücüyü taksir sorumluluğundan kurtarmamaktadır. Örneğin hava koşulları nedeniyle uyarı vermesi gerekirken bu uyarıyı vermeyen aracın kontrolünü almayan kademe üç ya da dört otonom araç sürücüsü, bu nedenle gerçekleşen bir kazada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle taksirle sorumlu tutulabilmelidir.
VII.2 Programcı ve Üretici
Aracın programında bir hata bulunması ve bazen şehir içi hız limitlerini aşma ihtimali taşıması senaryosunda, bu durumun kullanıcı tarafından öngörülebilir olduğu ve kabullenildiği varsayıldığında olası kast sorumluluğu gündeme gelebilir; ayrıca bu tür durumlarda programcının da sorumluluğu tartışılmalıdır. Kritik olan diğer bir senaryo ise sensör hatasıdır: bir otonom aracın sensörünün hatalı çalışmasından dolayı küçük bir çocuğu insan olarak algılayamaması ve bu nedenle çocuğun ölümüne yol açması durumunda, fail olarak kimin sorumlu tutulacağı sorusunun cevabı doğrudan programcı ve üreticiye yönelmektedir.
Somut olayda bu aktörler çoğunlukla birbirinden bağımsız kusurlarla aynı zarara katkıda bulunmaktadır. TCK m. 22/5 uyarınca birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur; her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Bu hüküm, otonom araç kazaları için uygulanabilir bir çerçeve sunmakla birlikte, kusur paylarının belirlenmesini pratikte son derece zorlaştırır. Kaza yazılım hatasından mı, üreticinin tasarım kararından mı, yoksa kullanıcının dikkat eksikliğinden mi kaynaklanmaktadır?
VIII. Yeni Çözüm Modelleri
Önceki bölümlerde tartışıldığı üzere şu anda yapay zekânın neden olduğu zararlardan mevcut ceza hukuku çerçevesinde sorumluluk zinciri kurulması mümkün değildir. Bu boşluğu kapatmak için öğretideki en özgün ve bizce en yenilikçi öneri YZ Tazminat Fonu kurulması modelidir.
Bu modelin temeli Avrupa Parlamentosu’nun 2017 tarihli elektronik kişilik teklifine dayanmaktaydı: teklif, robotların sigortalanmasını ve insanlara ya da malvarlıklarına zarar vermeleri halinde bu zarardan sorumlu olmalarını öngörmekteydi. Bu modelin üç avantajı bulunmaktadır. Birincisi hız ve maliyet olarak karşımıza çıkar, böyle bir fonun kurulması dava süreci başladığında tüm taraflar için hızlı ve az maliyetli bir çözüm sunar. İkinci avantaj sorumluluk karmaşasını basitleştirerek inovasyonlar ve yatırımlar için güvence sağlar bu sayede YZ alanındaki yatırımlar ve gelişimler desteklenmiş olur. Üçüncü avantaj ise zararın tüm süjeler arasında dağılmasını sağlar, geliştirici, üretici ve işletici arasında paylaştırılır dolayısıyla “kara kutu” problemi aşılmış olur.
Türk hukuku bakımından değerlendirildiğinde, zorunlu sigorta benzeri bu model için en yakın hukuki dayanak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ndaki trafik sigortası ve güvence hesabı düzenlemesidir. Motorlu taşıt kazalarında sigortasız araçlardan doğan zararların güvence hesabı üzerinden karşılanması, YZ tazminat fonu için de uygulanabilir bir model sunmaktadır. Ancak bu modelin hayata geçirilmesi için öncelikle Türk hukukunda “yapay zekâ sistemi” ve “yüksek riskli YZ” kavramlarının tanımlanması; fona zorunlu katkı sağlayacak aktörlerin ve katkı oranlarının belirlenmesi gerekmektedir.
IX. Sonuç
Bu makalede yanıt aranan sorular birbirini izleyen bir mantık zinciriyle ele alınmış olup öncelikle yapay zekânın hukuki kimliği sorgulanmış, ardından ceza hukukunun temel unsurlarının YZ’ye uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmış, son olarak sorumluluk zincirinin kime ve nasıl kurulabileceği incelenmiştir. Varılan sonuçları şöyle özetlemek mümkündür; Algoritmalar, mevcut hukuk çerçevesinde doğrudan fail olamaz. Bu sonuç üç bağımsız gerekçeyle desteklenmektedir: TCK yalnızca gerçek kişileri fail olarak tanımakta, irade ve bilinç unsurları YZ’de bulunmamakta, cezanın temel işlevleri olan caydırma ve ıslah ise YZ’de olmayan duygu kapasitesini gerektirmektedir. Kalıcı çözüm için yeni bir hukuki çerçeve zorunludur.
Makalenin başında sorulan soruya dönmek gerekirse: algoritmalar, bugün itibarıyla “fail” olamaz ancak bu sorunun cevabı her an değişebilir. Güçlü yapay zekânın gerçeğe dönüşmesiyle birlikte bilinç, irade ve sorumluluk kavramları yeniden tanımlanmak zorunda kalacak; hukuk sistemi bu tartışmaya hazır olmak durumunda olacaktır.
İlgili Yazılarımız
- Siber Suçlarda Yapay Zeka
- Deepfake’in Kişilik Haklarına Müdahalesi ve Cezai Sorumluluk
- Kızılcahamam Vakası: Uydurulan Yargıtay Künyeleri
Kaynakça
- DOĞAN, Mehtap, “Yapay zekâ ve Özgür İrade: Yapay Özgür İradenin İmkânı”, TRT Akademi, Cilt 6, Sayı 13, Eylül 2021, s. 788-811.
- ERYAVUZ, Feriha Beyza, “Savaş Suçları Bağlamında Otonom Silahlarda Hesap Verilebilirlik Sorunsalı”, AndHD, Cilt 9, Sayı 1, Ocak 2023, s. 93-107.
- HALLEVY, Gabriel, “The Criminal Liability of Artificial Intelligence Entities – from Science Fiction to Legal Social Control”, Akron Intellectual Property Journal, Vol. 4, Iss. 2, 2010, s. 171-201.
- HALLEVY, Gabriel, Liability for Crimes Involving Artificial Intelligence Systems, Springer, Cham, 2015.
- HALLEVY, Gabriel, “The Basic Models of Criminal Liability of AI Systems and Outer Circles”, SSRN Working Paper, 2019.
- KELEP PEKMEZ, Tuba, “Otonom Araçların Kullanımından Doğan Cezaî Sorumluluk: Türk Hukuku Bakımından Genel Bir Değerlendirme”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, 6(2), 2018, s. 173-195.
- KUTLUAY, Ferhat, “Yapay zekânın Ontolojik Statüsü ve Haklar”, ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, 16(2), Temmuz 2023, s. 54-82.
- NTSB (National Transportation Safety Board), Collision Between Vehicle Controlled by Developmental Automated Driving System and Pedestrian, Tempe, Arizona, March 18, 2018, Highway Accident Report NTSB/HAR-19/03, 2019.
- ÖZKAN ŞAHİN, Gizem & ŞAHİN, Çağatay, “Yapay zekâlı Varlıklara Elektronik Kişilik Modeli Tanınmasına İlişkin Eurobotics Raporu ve Fikri Mülkiyet Sorunu Bağlamında Meseleye Yaklaşım”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (İnÜHFD), 13(1), 2022, s. 110-128.
- TAVLAN SOYDAN, Nurdanur, “Spinoza’nın Özgür İrade Görüşü Çerçevesinde Yapay zekâda Özgür İradenin Free Guy Filmi Üzerinden Değerlendirilmesi”, New Era International Journal of Interdisciplinary Social Researches, Cilt 16, Aralık 2022, s. 149-157.
- YILMAZ, Gizem, “Yapay zekânın Yargı Sistemlerinde Kullanılmasına İlişkin Avrupa Etik Şartı”, Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, Cilt 28, Sayı 1, 2020, s. 27-55.
- YILMAZ, Oğuz Gökhan, “Yargı Uygulamasında Yapay zekâ Kullanımı – Yapay zekâ Hâkim Cübbesi Giyebilecek mi?”, Hukuk Fakültesi Dergisi [Hakemli], s. 379-415.
- Avrupa Birliği, Regulation (EU) 2024/1689 – Artificial Intelligence Act, Resmî Gazete, 12 Temmuz 2024. Yürürlük: 1 Ağustos 2024.
- Avrupa Parlamentosu, Civil Law Rules on Robotics, 2015/2103(INL), 2017. (Elektronik kişilik ve zorunlu sigorta teklifi)
- Council of Europe – CDPC, AI and Criminal Liability: Discussion Paper (CDPC(2024)09), Kasım 2024.