Dijital Dönüşümün Ekolojik Maliyeti: AI Veri Merkezlerinin Karbon Ayak İzi ve ‘Kirleten Öder’ İlkesi

1. Giriş

Günümüzde yapay zekâ teknolojileri oldukça hızlı bir şekilde gelişmekte ve kullanım alanları artmaktadır. Bununla birlikte, yapay zekâ teknolojilerinin çevre üzerindeki etkileri çoğu zaman yeterince dikkate alınmamaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin çalışmasını sağlayan veri merkezleri, yüksek enerji tüketimi nedeniyle ciddi düzeyde karbon emisyonuna yol açmaktadır. Bu nedenle dijital dönüşümün yalnızca ekonomik değil, çevresel etkileri bakımından da değerlendirilmesi gerekir. Özellikle yapay zekâ veri merkezlerinin neden olduğu karbon ayak izi, çevre zararlarından doğan hukuki sorumluluk tartışmalarını da beraberinde getirmektedir. Bu kapsamda yazıda, yapay zekâ veri merkezlerinin oluşturduğu karbon ayak izleri çevre hukukundaki “kirleten öder ilkesi” çerçevesinde incelenecektir.

2. Yapay Zekâ Veri Merkezlerinin Ekolojik Etkisi

ChatGPT, Gemini gibi yapay zekâ sistemlerinin çalışabilmesi için büyük ölçekli veri merkezlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sistemlerin sürekli olarak faaliyet gösterebilmesi amacıyla yüksek miktarda elektrik ve su tüketilmektedir.

Veri merkezlerinde veriler işlenmekte ve işlenen veriler sunucular aracılığıyla saklanmaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin kullanılabilmesi için sunucuların sürekli çalışması gerekmektedir. Ancak bu durum ciddi düzeyde ısı oluşumuna neden olmaktadır. Ortaya çıkan bu yüksek ısının da kontrol altına alınabilmesi için yoğun bir şekilde soğutulması gerekir.

Bir yapay zekâ modelinin eğitimi, binlerce hanenin yıllık elektrik tüketimine yaklaşabilecek düzeyde enerji harcayabilmektedir. “OpenAI araştırmacılarına göre, 2012’den bu yana en ileri düzey yapay zekâ modellerini eğitmek için gereken hesaplama gücü her 3,4 ayda bir iki katına çıkmaktadır. 2040 yılına gelindiğinde, Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT) endüstrisinin toplam emisyonlarının küresel emisyonların %14’üne ulaşması beklenmektedir.” Tüm bu işlemlerin sonucunda yüksek miktarda karbon salınımı oluşmakta ve bu durum çevre sorunlarına bir yenisini eklerken iklim krizini de daha da derinleştirmektedir. Üstelik yapay zekâ veri merkezlerinde kullanılan enerji kaynakları ise fosil yakıtlara dayalı elektrik üretiminden karşılanmaktadır. “Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) raporuna göre, ChatGPT gibi yapay zekâ tabanlı bir sanal asistana yapılan bir sorgu, bir Google aramasına göre 10 kat daha fazla elektrik tüketmektedir.”

Buna rağmen başta OpenAI, Google, Microsoft, Amazon ve Meta gibi büyük teknoloji şirketleri olmak üzere birçok küresel ve yerel teknoloji firması veri merkezlerine yönelik yatırımlarını giderek artırmaktadır.

3. Karbon Ayak İzi ve Çevresel Sorumluluk

Karbon ayak izi, insanların ortaya çıkardığı emisyon faaliyetleriyle, çevreye verdikleri zararı ifade eden sera gazı emisyonunun karbondioksit karşılığıdır.

Yapay zekâ teknolojileri; ekonomi, sağlık, eğitim ve teknoloji gibi birçok alanda önemli katkılar sağlamaktadır. Bununla birlikte, teknoloji sektörünün sanıldığı kadar çevre dostu olmadığı yönündeki tartışmalar son yıllarda artmıştır. Özellikle yapay zekâ veri merkezlerinin yoğun enerji tüketimi ve yüksek karbon emisyonu üretmesi, dijitalleşmenin görünmeyen çevresel maliyetlerini ortaya çıkarmaktadır. Yapay zekâ veri sistemlerinin oluşturduğu zarar hem doğrudan hem de dolaylı çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Bu çevresel zararlar nedeniyle sorumluluğun kime ait olacağı belirlenmelidir. Ayrıca veri merkezlerinin daha sürdürülebilir hale getirilmesi bakımından hangi yükümlülüklerin uygulanacağı da hukuki açıdan değerlendirilmelidir.

4. Türk Çevre Mevzuatında “Kirleten Öder” İlkesi

Çevreyi kirletenlerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen kirleten öder ilkesi, “kirletene yaptığı faaliyet dolayısıyla neden olduğu zararları ödettirme olarak veya ‘kirletenin kirliliğin maliyetine katlanması’ şeklinde tanımlanabilir.” Bu husus 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 3. maddesinin g bendinde de tanımlanmıştır. Buna göre “Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten tarafından karşılanır”. Türk çevre hukukunda kabul edilen bu ilke, özellikle çevresel sorumluluğun belirlenmesi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Kanunun 28. maddesinde ise kirletenin hukuki sorumluluğu düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, “Çevreyi kirletenler ve çevreye zarar verenler sebep oldukları kirlenme ve bozulmadan doğan zararlardan dolayı kusur şartı aranmaksızın sorumludurlar. Kirletenin meydana gelen zararlardan ötürü genel hükümlere göre de tazminat sorumluluğu saklıdır.”

Kirleten öder ilkesi geleneksel olarak sanayi faaliyetleri ve üretim süreçleri bakımından uygulanmaktadır. Örneğin; fabrikalar, üretim tesisleri ve atık üreten işletmeler, ürettikleri atıkların bertaraf maliyetlerini karşılamak zorundadır. Fosil yakıt kullanan santrallerin çevresel etkilerini giderme maliyetlerinde uygulanır. Yüksek enerji tüketimi ve karbon emisyonu nedeniyle yapay zekâ veri merkezlerinin de bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılabilir. Özellikle dijital altyapıların neden olduğu dolaylı çevresel zararlar, çevre hukukunda sorumluluğun kapsamına ilişkin yeni değerlendirmeleri gündeme getirmektedir. Büyük teknoloji şirketlerinin veri merkezi yatırımlarını artırması da dijital sektörün çevresel maliyetlerini daha görünür hale getirmektedir.

Çevre Kanunu m.28’de düzenlenen sorumluluk prensibi esasen kusursuz sorumluluk ilkesine dayanır. Bu nedenle haksız fiilin kusur şartı hariç diğer şartları incelemek yerinde olacaktır.

Yapay zekâ veri merkezlerinin sürekli çalışmasını sağlayan enerji tüketimi ve buna bağlı faaliyetler, çevresel zarar doğurma ihtimali bulunan bir fiil niteliğindedir.

Çevreyi kirleten veya bozan fiiller hukuka aykırılık unsurunu oluşturur. Veri merkezlerinin faaliyetleri sırasında çevresel etkilerin azaltılmasına yönelik gerekli önlemlerin alınmaması ve çevreye zarar verecek ölçüde karbon emisyonuna yol açılması hukuka aykırılık unsurunu oluşturabilir.

Çevre zararı, çevre kirliliği nedeniyle doğrudan doğruya ortaya çıkan zararla üçüncü kişilerin uğrayacakları kişi veya mal zararıdır. Yoğun enerji tüketimi sonucunda ortaya çıkan karbon emisyonları doğrudan doğruya ortaya çıkan çevresel zarar niteliği taşıdığı ileri sürülebilir.

Zararın kirleticinin faaliyetinden kaynaklanması, fiil ile zarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması gerekir. Veri merkezlerinin fiilleri ile yarattıkları çevresel zarar arasında illiyet bağının varlığı kabul edilebilir. Bu açıklamalar kapsamında veri merkezleri kirleten öder prensibi uyarınca kirletenin sorumluluğu ile karşı karşıya kalabilme ihtimali gündeme gelmektedir.

Kirleten öder ilkesi yalnızca meydana gelen zararın tazmin edilmesini değil, aynı zamanda çevresel zararların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmasını da amaçlamaktadır. Bu kapsamda veri merkezlerinin daha sürdürülebilir enerji politikalarına yönelmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması ve enerji tüketim süreçlerinin daha şeffaf hale getirilmesi önem taşımaktadır. Ayrıca yüksek enerji tüketimine sahip yapay zekâ veri merkezlerine ilişkin özel hukuki düzenlemelerin yapılması ve bu merkezlerin çevresel etkileri bakımından ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutulması gerektiği ileri sürülebilir.

Yapay zekâ veri merkezlerinin neden olduğu karbon emisyonları bakımından mali yükümlülüklerin gündeme gelmesi de mümkündür. Özellikle karbon vergisi, emisyon ticaret sistemi benzeri mekanizmalar aracılığıyla yüksek enerji tüketen dijital altyapıların çevresel maliyetlere daha fazla katlanması sağlanabilir. Bu tür ekonomik yükümlülükler, yalnızca çevresel zararların giderilmesine katkı sağlamakla kalmayıp aynı zamanda teknoloji şirketlerini daha sürdürülebilir enerji kullanımına yönlendirebilecek bir teşvik aracı olarak da değerlendirilebilir. Böylelikle yapay zekâ teknolojilerinin gelişimi ile çevrenin korunması arasındaki dengenin sağlanması bakımından daha sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmesi mümkün hale gelebilecektir.

5. Sonuç ve Değerlendirme

Yapay zekâ teknolojileri yalnızca teknik ve ekonomik değil, aynı zamanda çevresel sonuçlar da doğurmaktadır. Bu nedenle çevre hukukunun dijital teknolojilerin ortaya çıkardığı yeni risklere uyum sağlaması gerekmektedir. Teknolojik gelişmelerin çevrenin korunması ile birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Gelecekte yapay zeka veri merkezleri daha sıkı bir çevre denetimine tabi olması gündeme gelebilir. Halihazırda kirleten öder prensibinin, veri merkezlerine de uygulanabilmesi gündeme gelmelidir. Teknolojik gelişmelerin devam etmesi kadar, bu gelişmelerin çevre üzerindeki etkilerinin hukuki açıdan denetlenmesi de önem taşımaktadır.

İlgili Yazılarımız

Kaynakça

  • Çakırca, İrem Seda. ÇEVREYİ KİRLETENİN HUKUKİ SORUMLULUĞU. (2012). Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi. Cilt No: 47, Sayfa: 59-94.
  • Çelik, Kaan Melih. Çevre Hukukunda Kirleten Öder İlkesi. Özsoy Hukuk Danışmanlık. https://ozsoyhukuk.com.tr/makaleler/cevre-hukukunda-kirleten-oder-ilkesi
  • Erdem, Kaan Mahmut. ÇEVRE HUKUKUNDA KİRLETEN ÖDER İLKESİ. https://www.academia.edu/33143823/%C3%87EVRE_HUKUKUNDA_K%C4%B0RLETEN_%C3%96DER_%C4%B0LKES%C4%B0_docx
  • Kırbaş, İbrahim & Turan, Gökhan & Turan, Tülay. (2025). YAPAY ZEKANIN ÇEVRESEL AYAK İZİ: ENERJİ, SU VE ELEKTRONİK ATIK ÜZERİNE ÇOK YÖNLÜ BİR ANALİZ. Uluslararası Mühendislik, Tasarım ve Teknoloji Dergisi. Cilt: 7(2), Sayfa: 78-89.
  • Tuğaç Çiğdem. (2023) İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE YAPAY ZEKA: FIRSATLAR VE SORUNLAR
  • Turgut, Nükhet. (1995). KİRLETEN ÖDER İLKESİ VE ÇEVRE HUKUKU. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. Cilt: 44 Sayı: 1.
  • Akbulak, Yavuz. (2025). Yapay Zekânın Gizli Maliyeti: Enerji ve Su Ayak İzini Açığa Çıkarmak. Legal Blog https://legal.com.tr/blog/yapay-zeka-hukuku/yapay-zekanin-gizli-maliyeti-enerji-ve-su-ayak-izini-aciga-cikarmak/
  • Beefull. (2025). Yapay Zekâ ve Dijital Dönüşüm: Çevre Krizinin Çözümü mü, Parçası mı? https://beefull.com/blog/uyum-mudurlugu-haziran-2025-hukuk-gundemi-yapay-zeka-ve-dijital-donusum-cevre-krizinin-cozumu-mu-parcasi-mi/