Güvenlik

Kamu Lojmanı Tahliyesi, Ecrimisil ve Fuzuli Şagil

Kamu konutları, uygulamada yaygın kullanılan adıyla lojmanlar, kamu görevlilerine görevleri nedeniyle tahsis edilen ve belirli şartlarla kullanılabilen kamu taşınmazlarıdır. Ancak uygulamada çoğu zaman bu kullanım hakkı klasik kira ilişkisi ile karıştırılmaktadır. Oysa kamu lojmanları, özel hukuk anlamında kiracılık ilişkisine değil; kamu görevinin devamına bağlı geçici bir kullanım hakkına dayanmaktadır.

Kamu Konutlarının Hukuki Niteliği

Kamu lojmanı, kamu görevinin devamına bağlı geçici bir kullanım hakkıdır; özel hukuk anlamında bir kira ilişkisi değildir. Lojmanda oturma hakkı kişinin kamu göreviyle doğrudan bağlantılıdır. Kamu görevi sona erdiğinde veya tahsise esas şartlar ortadan kalktığında lojmandan yararlanma hakkı da sona ermektedir. Bu yönüyle lojman hakkı, kişiye sürekli ve mutlak bir barınma hakkı sağlamamaktadır.

2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu ve Kamu Konutları Yönetmeliği, lojmanların tahsisi, kullanım şartları ve tahliye sürecini özel olarak düzenlemektedir. Bu nedenle görev süresi sona eren, başka yere atanan, emekli olan veya kamu görevinden ayrılan kişinin lojmanı boşaltmaması halinde uygulanacak usul, Türk Borçlar Kanunu’ndaki klasik kiracı tahliyesi mekanizmalarından farklı işlemektedir.

Özel hukuktaki kira ilişkilerinde tahliye, dava yoluyla ve sıkı şartlara bağlı olarak gerçekleşir. Bu ayrımı görmek için ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında aranan samimiyet ve zorunluluk kriteri ile on yıllık uzama süresi sebebiyle tahliye yazılarımıza bakılabilir. Özellikle uygulamada uzun yıllar aynı lojmanda kalan kişiler, zamanla lojmanı kendi konutları gibi görmeye başlayabilmektedir. Ancak hukuken lojmandan yararlanma hakkı, kamu görevinin devam ettiği süreyle sınırlı bir kullanım hakkıdır.

Lojmanda Oturma Hakkının Sona Ermesi ve Tahliye Süreleri

Kamu konutlarında oturma hakkının sona ermesi, konutun tahsis türüne göre farklılık göstermektedir. Görev tahsisli, hizmet tahsisli ve özel tahsisli lojmanlarda temel kriter, kişinin tahsise esas görevinin devam edip etmemesidir. Kamu görevlisinin:

  • emekli olması,
  • başka bir yere atanması,
  • görevden ayrılması,
  • istifa etmesi,
  • kamu görevinden çıkarılması

gibi durumlarda lojmandan yararlanma hakkı da sona ermektedir. Kanun bu durumda kişiye belirli bir tahliye süresi tanımaktadır. Genel kural olarak görev veya hizmetin sona ermesinden itibaren iki ay içinde lojmanın boşaltılması gerekir. Bu süre boyunca kişi hâlen tahsisli kullanıcı kabul edildiğinden, lojmanda oturması hukuka aykırı sayılmamaktadır. Sürenin başlangıç ve bitiş tarihini hukuki süre hesaplayıcı ile kontrol edebilir, sonucu mevzuattan doğrulayabilirsiniz.

Sıra tahsisli lojmanlarda ise sistem biraz farklı işlemektedir. Bu konutlarda esas olarak beş yıllık kullanım süresi öngörülmüştür. Sürenin sonunda lojmanın boşaltılması gerekir. Ancak sırada bekleyen başka bir personel bulunmaması halinde idarenin izniyle kullanım devam edebilmektedir.

Uygulamada özellikle emeklilik sonrası tahliye süreçlerinde uyuşmazlıklar sıkça yaşanmaktadır. Birçok kamu görevlisi, yıllarca aynı lojmanda oturmuş olması nedeniyle tahliye yükümlülüğünü fiilen ertelemeye çalışmakta veya sürecin yalnızca kira ilişkisi gibi değerlendirileceğini düşünmektedir. Ancak kamu lojmanları bakımından idarenin sahip olduğu yetkiler oldukça geniştir.

İdarenin Doğrudan Tahliye Yetkisi

Kamu lojmanlarının tahliyesinde idare, genel mahkemelerde tahliye davası açmak zorunda değildir. Normal kira ilişkilerinde kiracının tahliyesi için çoğu zaman Sulh Hukuk Mahkemesi kararı veya icra takibi gerekirken, kamu lojmanlarında kanun idareye doğrudan idari tahliye yetkisi tanımıştır. Bunun temel nedeni, lojmanların kamu hizmetiyle bağlantılı taşınmazlar olarak değerlendirilmesidir.

2946 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca süreç şu şekilde işlemektedir:

Yasal tahliye süresi dolmasına rağmen lojmanı boşaltmayan kişi hakkında ilgili kurum tahliye talebinde bulunmaktadır. Ancak burada önemli olan nokta, kurum amirinin doğrudan zorla tahliye kararı verememesidir. Zorla tahliye yetkisi yalnızca mülki idare amirine, yani vali veya kaymakama aittir. Bu nedenle kurum yalnızca tahliye talebinde bulunabilir; nihai tahliye işlemi ise mülki amirin kararıyla gerçekleştirilebilir. Mülki amirin talimatı sonrasında kolluk kuvvetleri aracılığıyla lojmanın zorla boşaltılması mümkündür. Kanun, bu işlemin kısa süre içinde gerçekleştirilmesini öngörmektedir.

Bu yönüyle kamu lojmanlarının tahliyesi, klasik özel hukuk tahliye mekanizmalarından oldukça farklıdır. İdare, doğrudan kamu gücünü kullanarak tahliye işlemi tesis edebilmektedir. Sürecin usulüne uygun yürüyüp yürümediği bakımından tebligatın geçerliliği belirleyici olduğundan, tebligat usulüne ilişkin rehberimize de bakılmasında yarar vardır.

Tahliye İşleminin İdari İşlem Niteliği ve Yargısal Denetim

Lojmanın zorla tahliyesi, idarenin kamu gücüne dayanarak tesis ettiği tek taraflı bir idari işlem niteliğindedir. Bu nedenle tahliye işleminin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa başvurulması gereken yol idari yargıdır.

Örneğin:

  • yasal tahliye süresi dolmadan işlem yapılması,
  • mülki amir onayı olmadan tahliye uygulanması,
  • yanlış tahsis türü üzerinden değerlendirme yapılması,
  • usulsüz tebligat yapılması,
  • tahliye işleminin yanlış kişiye yöneltilmesi

gibi durumlarda İdare Mahkemesinde iptal davası açılması mümkündür. Kamu görevlisinin idari işlemlere karşı sahip olduğu diğer başvuru yolları için 657 sayılı Kanun kapsamında disiplin soruşturması ve iptal davası yazımıza bakılabilir.

Uygulamada çoğu zaman tahliye işlemiyle birlikte yürütmenin durdurulması talebi de ileri sürülmektedir. Çünkü kolluk marifetiyle gerçekleştirilen tahliye işlemleri, kişi bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir.

Özellikle:

  • çocukların eğitim süreci,
  • ağır sağlık sorunları,
  • aile bireylerinin barınma durumu,
  • yeni görev yerine henüz yerleşilememesi

gibi hususlar uygulamada sıkça gündeme gelmektedir.

Ancak burada önemli olan nokta, kişisel mağduriyet iddialarının tek başına lojmanda süresiz oturma hakkı sağlamamasıdır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır; idari mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz. Bu nedenle inceleme, işlemin mevzuata uygun tesis edilip edilmediği üzerinde yoğunlaşır.

Fuzuli Şagil Kavramı ve Hukuki Sonuçları

Fuzuli şagil, yasal tahliye süresi sona erdiği halde lojmanda kalmaya devam eden ve tahsisli kullanıcı statüsünü kaybeden kişidir. Türkçe karşılığı haksız işgalcidir. Bu aşamadan sonra kişi ile idare arasında devam eden geçerli bir tahsis veya kira ilişkisi bulunmamaktadır.

Bu ayrım oldukça önemlidir. Çünkü lojmanda kalmaya devam edilmesi, artık idare açısından haksız kullanım olarak değerlendirilmektedir. Aynı kavram kamu taşınmazlarının izinsiz kullanıldığı diğer hallerde de karşımıza çıkar; örneğin hazine taşınmazına kaçak yapı ve ecrimisil yazımızda aynı rejim ele alınmaktadır.

Uygulamada birçok kişi lojmanda oturmaya devam ettiği sürece yalnızca normal kira ödemeye devam edeceğini düşünmektedir. Ancak tahliye süresi dolduktan sonra ödenen bedel artık klasik kira niteliğinde değildir. Bu aşamadan sonra kişinin mali sorumluluğu da değişmektedir. Fuzuli şagil statüsüne düşen kişi hakkında yalnızca tahliye işlemi yapılmamakta; aynı zamanda ecrimisil veya iki kat kira bedeli gibi mali yaptırımlar da uygulanabilmektedir.

Ecrimisil ve İki Kat Kira Uygulaması

Ecrimisil, en temel tanımıyla haksız işgal tazminatıdır. Hukuki niteliği itibarıyla kira bedeli değildir. Çünkü ortada artık devam eden geçerli bir kira veya tahsis ilişkisi bulunmamaktadır. Kamu lojmanlarının süresinde boşaltılmaması halinde gündeme gelen en önemli mali sonuçlardan biri budur.

Lojmanlar bakımından haksız işgal, yasal tahliye süresinin sona erdiği günün ertesi günü başlamaktadır. Örneğin emekli olan bir kamu görevlisinin iki aylık tahliye süresi varsa, bu iki aylık dönem boyunca normal lojman bedeli ödenmeye devam eder. Ancak sürenin bitiminden sonra kişi artık fuzuli şagil konumuna geçtiğinden, ecrimisil veya zamlı kullanım bedeli gündeme gelir. Ortak kullanım alanlarında ecrimisilin nasıl işlediğine dair karşılaştırma için apartman ortak alanlarının izinsiz kullanımı ve ecrimisil yazımıza bakılabilir.

Kamu Konutları Yönetmeliği’nde lojmanlara özgü özel bir düzenleme de bulunmaktadır. Yönetmeliğe göre tahliye edilmeyen lojmanlar için kira bedelinin iki katı oranında bedel tahsil edilebilmektedir. Bu uygulama çoğu zaman halk arasında “ceza kira” olarak ifade edilse de, hukuki niteliği klasik kira artışı değildir. Amaç, kamu taşınmazının haksız kullanımından doğan zararın karşılanması ve tahliyenin teşvik edilmesidir.

Ecrimisilin Tahsili ve İdarenin Sahip Olduğu Yetkiler

İdare, tahliye edilmeyen lojman nedeniyle oluşan ecrimisil veya iki kat kira bedelini farklı yöntemlerle tahsil edebilmektedir. Kişinin kurumdan maaş, emekli ikramiyesi veya başka bir alacağı bulunuyorsa, bu bedeller çoğu zaman doğrudan mahsup edilebilmektedir.

Bunun dışında 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında ecrimisil ihbarnamesi düzenlenmesi de mümkündür. Bu durumda kişiye belirli bir ödeme süresi tanınmaktadır. Bedelin ödenmemesi halinde ise süreç 6183 sayılı Kanun kapsamında kamu alacağına dönüşmektedir.

Bu da idareye oldukça güçlü tahsil yetkileri sağlamaktadır. Süreç sonunda:

  • banka hesaplarına haciz,
  • e-haciz işlemleri,
  • maaş haczi,
  • taşınır ve taşınmaz haczi

gibi kamu alacağı tahsil yöntemleri uygulanabilmektedir. Borçlunun bu aşamadaki hakları için e-haciz uygulaması ve borçlunun hakları yazımıza bakılabilir. Dolayısıyla birçok kişi lojmanı tahliye etmemeyi yalnızca barınma sorunu olarak değerlendirse de, süreç zamanla ciddi mali yükümlülükler doğurabilmektedir.

Hukuka Aykırılık İddiasının Dayandırılabileceği Başlıklar

Bir idari işlem, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından denetlenir. Lojman tahliyesi ve ecrimisil işlemlerinde iptal talebi uygulamada çoğunlukla şu başlıklara dayandırılmaktadır:

  • mülki amir kararı olmadan tahliye yapılması (yetki),
  • yasal tahliye süresi dolmadan işlem tesis edilmesi (sebep),
  • tahliye işleminin yanlış hesaplanan süreye dayanması (sebep),
  • usulsüz tebligat yapılması (şekil),
  • ecrimisilin yanlış tarihten başlatılması (konu),
  • fahiş bedel belirlenmesi (konu),
  • tahliyeye dayanak oluşturan atama veya ihraç işleminin sonradan iptal edilmesi (sebep)

Bu başlıkların somut olayda sonuç doğurup doğurmayacağı, dosyanın özellikleri ve güncel içtihat ile birlikte değerlendirilmelidir. Örneğin kişi hakkında tesis edilen atama işlemi sonradan iptal edilirse, buna bağlı olarak yapılan lojman tahliyesi işlemi de hukuki dayanağını kaybedebilir. İhraç işleminin iptali halinde göreve iade sürecinin nasıl işlediğini göreve iade süreci yazımızda ele almıştık.

Ecrimisilin başlangıç tarihi ayrı bir tartışma başlığıdır. Haksız işgal ancak kanunun tanıdığı iki aylık tahliye süresinin sona ermesiyle başladığından, ecrimisilin doğrudan emeklilik tarihinden itibaren hesaplanması bu yönüyle tartışmaya açıktır.

Belirlenen ecrimisil bedelinin emsal kullanım değerleriyle uyumlu olup olmadığı da denetime tabidir. Fahiş bedel iddiasının ileri sürüldüğü dosyalarda bilirkişi incelemesi yaptırılması sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Sonuç

Kamu lojmanları, özel hukuk anlamındaki klasik kira ilişkilerinden farklı bir hukuki rejime tabidir. Lojmandan yararlanma hakkı, kamu görevinin devamına bağlı geçici bir kullanım hakkı niteliğindedir ve bu hakkın sona ermesiyle birlikte kişinin lojmandaki hukuki statüsü de değişmektedir.

Bu nedenle görev süresi sona eren veya emekli olan kamu görevlisinin lojmanı tahliye etmemesi halinde İdare, özel hukukta olduğu gibi ayrıca bir mahkeme kararı almak zorunda olmaksızın idari tahliye usulünü uygulayabilmektedir. Bunun yanında kişinin lojmanda kalmaya devam etmesi yalnızca tahliye sonucunu değil; ecrimisil, iki kat kira uygulaması ve kamu alacağına dönüşebilen ciddi mali yükümlülükleri de beraberinde getirmektedir.

Ancak idarenin sahip olduğu geniş yetkiler sınırsız değildir. Tahliye sürelerine uyulmaması, usulsüz tebligat yapılması, yetkisiz makamlarca işlem tesis edilmesi veya ecrimisilin hatalı hesaplanması gibi durumlarda idari işlemler yargı denetimine tabi olmakta ve hukuka aykırı bulunan işlemler iptal edilebilmektedir.

İlgili Yazılarımız

Kaynakça

Mevzuat

  • 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu, m. 8 ve m. 9
  • Kamu Konutları Yönetmeliği, m. 33 ve m. 34
  • 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, m. 75
  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
  • 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), m. 2
  • 7201 sayılı Tebligat Kanunu